Aksaray escort Ağrı escort Bitlis escort Eskil escort Ortaköy escort Diyadin escort Dogubayazıt escort Patnos escort Ahlat escort Güroymak escort
mersin mutlu son akdeniz mutlu son anamur mutlu son erdemli mutlu son mezitli mutlu son silifke mutlu son tarsus mutlu son toroslar mutlu son yenişehir mutlu son www.elmasajeinfantil.com
Ankara mutlu son Antalya mutlu son İzmir mutlu son Adana mutlu son Bursa mutlu son İstanbul mutlu son Mersin mutlu son Balıkesir mutlu son Çanakkale mutlu son Denizli mutlu son Diyarbakır mutlu son Hatay mutlu son Kayseri mutlu son Kocaeli mutlu son
Bugun...
SON DAKİKA

Yılmış Çeşme ve arkadaşları; Alaçatı, Bodrum, Marmaris, Kuşadası ve diğerleri

 Tarih: 18-07-2021 17:37:00
Ayşei Yasemin Yüksel

Çeşme fena kalabalıkmış şu sıralar.

Hep öyledir zaten hele de bayramlarda.

O yüzden bayram öncesi oralara doğru yola düşmek öyle bir kendine eziyet ki!

 

Denizinin suyu soğuk, içme ve kullanma suyu kıt mı kıt bu yüzden de isminin anlamını hiç yaşamayan Çeşme’nin adının magazin içerikli haberlerde çıkmışlığının ardından yaşadığı bir ceza sanki oraya artık yaz sezonu doluşmaları. Hatırlı rüzgârlı Çeşme’nin yaz sezonu ne denli kısa olsa da yine de darasını patlatırcasına, tıklım tıklım, üst üste yığılma altında ezilip duruyor senelerdir, yazları. Buna hangi can dayanabilir ki metropol mahallesi kadarcık Çeşme’nin canı dayanabilsin!

 

Bir avuç bile tutmayan yerlerin en çok da ünlüler ile anılması ile çileleri avuçlar dolusu büyüdü. Her kentten, yönden yola çıkmış arabalar, daha komşu kentten başlayarak tatil beldelerinin kapılarında kilometrelerce kuyruk oluşturdu. Beş dakikalık yol, iki saatte alınabildi yoğunluktan.

 

Oysa metropollerin dişinin kovuğuna bile  yetmez, daha birkaç yıl öncesine kadar  köy olan  tatil beldeleri sanki dünyalarca genişmişçesine kalabalıklaşıyor; metropollüsünden kentlisine, kasabalısından tutun da oradan buradan gelenler sayesinde.  

 

Eski köy, şimdilerin tatil beldelerinin her şeyleri, bir köye kasabaya yani  kendilerine yetecek nicelikte, nitelikte oysa. Birkaç marketi vardır, onların da biri dışındakiler bakkal kadarcıktır.

 

Çeşme’ye, Datça’ya ve öteki kıyı beldelerine girebilmek için kuyruk oluşturan araçların sahipleri sonra da market kasalarında kuyruk oluşturacak. Mal yetişmeyecek. Marketlerin yeterince deposu bile yok, suyu güneş görmeden saklayabilecek. İçecek şişe suyu bulamayacak gelenler kolayca. Öyle ki yeşillik tezgâhından sebze meyve tezgâhına yağmalanmışçasına bomboş kalacak.  Bir marulun pörsümüş olduğundan koparılmış üst yaprağını aç kalmamak için birileri kapa kapa alacak. Gözlerimle gördüm bu olayı.  Hava, mangal dumanı ile bulanacak, yanık yağ kokacak. Hem, ola ola iki kanadı olan kaç tavuk yeter ki binlerce mangala, mangal başındaki onca kişiye? O zaman yumurtadan çıkan bir yavru, on beş günde kanat mangal olabilmesi için sağlık koşulları gözetilmeden elden gelen ne varsa yapılacak mı, mangallar boş kalmasın diye? Diyeceğim şu, bir yanlış, mutlak başka bir yanlışa gebe. Yanlış, yanlışı doğuruyor. Yanlışlar arasında kalakalıyoruz. Çeşme gibi yerler de belini doğrultamıyor sonra bu eğrilerden dolayı.

 

Altyapısı belli, çöp kutusu, temizlik çalışanı sayısı bellidir diyelim ki Çeşme’nin, Alaçatı’nın.

Banka memurunun sayısına kadar belli ki onların da tatil hakkı var yazın.

Birkaç otoparkın alabileceği araç sayısı belli.

Hastanesinin kapasitesi, doktoru, ambulans sayısı ortada.

Bulvar, otoban değil, sokak genişliğinde caddeleri olduğu da besbelli oraların. İki yanı gelenlerin araçları ile dolunca yol, geçilemez oluyor, kilitlenip kalıyor.

 

Yine de nüfusu birkaç on bini geçmemesi gereken böylesi yerlerin, böylesi günlerde görgüsüzce, tüketircesine,  bencilce, hoyratça birkaç milyonu bulması akıl alacak şey değil. Hak da değil böylesi bir eziyet oraların dağına, taşına, ağacına. Hele hele de pandemide. Hele de bu sıcakta maske, mesafe ve temizlik kuralına ille uyulması gereken günlerde. Uyulmazsa ya, uyulmaması pandeminin devamı olacak kurallara? Tatil dönüşü salgın yayılır da ölenler olursa ya?

 

Temizlik demişken...

Kimin umurunda denizin, sahilin, kentin temizliği? Ne temizliği! Yolların, caddelerin hali temizlik anlayışımızın, her yanı doyasıya kirletişimizin apaçık göstergeleri… Çöp varilleri dolup taştığında üzerine bir de koca koca çöpe poşetlerinden gökdelenler dikiliyor. Biiiçlerinkinden, günübirlikçilerden, sahilde konaklayanlardan tatilcilere dek herkesçe bırakılan  şey, çöp. Çöp poşetlerinden dağlar oluşturmakla da yetinmeyip etrafı, kumları, yol kenarlarını baştanbaşa her türlüsünden çöpe bürüyoruz bir de. Her sene yalnızca ardıç kuşları sayesinde yetişebilen kaç ardıç çamı kuruyor bu yüzden. Ki havayı en iyi süzen ağaçlar olan ardıçlar her yerde yok. Kıyı böyle de denizler ne halde derseniz… Her türlü atığın göz kırpmadan salıverileceği denizlerimizin kimisi hala oksijensiz, nefes alamaz halde, malum. İnsanlar, yetmedi teknelerden atıklarını bırakan bırakana. Ardından al demiri başka bir koya atmak için. Sonrasında da atıkları tabii.

 

Sintine mi diyorduk teknelerden pervasızca boşaltılan pisliklere? Ankara'da olunca deniz ile ilgili sözcükleri kullanmamaktan karıştırıyorum bazen.

 

Denizin suçu ne? Su olması mı? Yok mu başka yerde su, çay, göl?

Yüzmek her yerde oysa. Yani çimmek. Havuzda, çayda, gölde.

Müsilaj mı desek,  deniz salyası mı,  salgılamasın da ne yapsın denizler böylesi ağır yük altında? Çeşmesi, Alaçatısı, Alanyası, Maramarisi, Bodrumu, Kuşadası, Seferihisarı, Datçası ve geri kalan diğer bir avuçluk tatil yerleri her yandan gelenler ile doluşursa bir yer nasıl kaldırsın toprağından denizine bunca atığı? Deniz bile boğuluyor, gözlerimiz ile görmedik mi? Kusuyor. Midesi bunca pisliği, virüsü kaldırmıyor da bizim mideler, gözler buna doymuyor.

 

Kanalizasyon kokuyor artık bu sıcakta, buncağız yerlerin orta yerleri. Onca kalabalığın yükü altında. Gelenler çoklukla buraları görmeye değil, gününü göstermeye geliyor sanki.

 

Yok, biliyoruz aslında, gidilen yerler, bir zihniyetten başka zihniyete kaçış. Hep duyuyorum bu itirafı, “aklım İzmir’de” diyen çok uzaktakilerden.

 

Oysa koskoca Van Gölü, gürül gürül akan Fırat var, Murat Çayı, Munzur Çayı kıyıları var ki ah, biz de oraları bir görebilseydik, oralarda şu sıcak yaz günlerinde serin havada kuş sesleri dinleyebilseydik keşke. O müthiş doğanın yeşil ibrişim sürmeleri olan Munzurmuş, Fıratmış, Muratmış çaylarında raftingden yüzmeye, dalmaya, balık tutmaya, Erzincan yamaçlarında çim kayağına etkinlikler yaşayabilseydik. Dünya’nın sayılı ve bulunmaz tabiat güzelliklerinin olduğu oralarda, Karadeniz’den bile koyu doğanın içinde, aniden geyiklerin, tilkilerin belirdiği orman kenarlarında, şelale sesleri arasında bu kavurucu sıcaklarda hem de, neden tatil yapılmaz da deniz salyasına ramak kalmış sularda, yığıntı halinde bir seçenek işaretlenir tatil listesinde?

 

Neden dağ başındaki esintili Göbeklitepe, bayağı da serin olan Adıyaman’daki Nemrut Dağı, doğası olağanüstü güzel kendisi mimari olarak bambaşka güzel, Cendere Çayı üzerinde kurulu  Cendere Köprüsü gibi tarihi köprüler  gezilmez mesela? Sıcaksa bu saydığım yerlerin kent merkezleri,  alın size hem de nefes aldırmaz nemlilikte sıcaklığa sahip diyelim ki Antalya, Kuşadası?

 

Çayların, göllerin kenarı gibi su kenarları varken susuz Çeşme’de tatil ısrarı biraz da magazinin özendirici haberleri dolayısı ile olmalı. Öyle ya, hayat anlayışımız hatta çoğumuzun yüzümüzü yeniden biçimlendirişlerimiz bile magazin sayfası, haberi görüntülerindekilerin kaşı, burnu, dişince olmuyor mu artık? Ah, bir kendimiz olabilsek, her yer kendine gelecek de ne zormuş bunu başarmak! Oysa en kolay şey. Ama en basit problemlerde zorlanırdık hep matematikte, değil mi? Hayat matematiğinde de şaşmadı ne yazık ki bu gerçek!

 

Neden gününü göremiyoruz Ege dışındaki, nerede ise kimselerin istediğinde, ha deyince gezemediği bunca bulunmaz ve Dünya’nın gözünün olduğu yerleri? Dünya’nın gözü oralarda iken oralıların gözü neden Ege’de tek? Çünkü zihniyet! Anahtar sözcük ve cevap bu.

 

Aaa, duydum, duydum! Yıllardır süren başka gerçeklerden, güvenlik konusundan habersizmişim gibi konuştuğumu bağıra çağıra hatırlatmakta olduğunuzu. Evet, bu bir gerçeğimiz, acımız. Ancak usul usul da başlanmalı artık Ağrı Dağı’nın, Munzur, Keşiş Dağları’nın, Fırat’ın müthiş çağıltısının, oradaki şelalelerin, çayların, dağların serinliğinin güzelliğini yaşamaya. Kıyısından köşesinden. Oralar bir görülüp bellense, Ege turizmi azalır bile. Turizm ile kalkınmak gerçeğinden her yan yararlanmalı.

 

Ama ne çok başka ve ağır gerçeğimiz var değil mi şu sıralar?  Ve sanki tüm Ülkemize mecburen küçücük bir site havuzu olmuşçasına çaresiz görünümdeki Ege’nin böyle yığılmalar ile nasıl çiğnendiği görülüp de görmezden gelinebilecek bir gerçek değil. Haksızlık etmek olur Ege’nin bu gerçeğini es geçmek, görmezden gelmek. Ege’ye yazık edilirken, adım adım olduğundan başkalaştırılırken bunları şimdi söylemeyip de suyu, denizi, sahili, makilikleri, endemik bitkileri, ardıç çamları, kuş türleri, şifalı otları ve daha neleri neleri kuruyup bittikten sonra mı yazılıp çizilecek Ege’nin dramı?  Böylesi bir beklenti bencillikten hem de en aşırı bencillikten öte ne olabilir ki? Dört kişinin zar zor sığabildiği bir eve dört bin hatta milyon kişi doluşursa sonunda evin başına ne geleceği ortada iken!

 

Yedi bölgeden oluşan Türkiye’nin, tatil bahanesi ile altı bölgesinin tamamının çöpünü, kirini, pisliğini, hoyratlığını tek Ege bölgesine, yedi bölgenin değil de Ege bölgesinin yüzölçümüne  bırakıp bırakıp gitmelerine nereye kadar katlanacak Ege? Akdeniz ya da?

 

Ege’de ve oralıların her şeye bakışında, yaklaşımlarında, hayat akışında gözü olanlar o halde kendilerini de biraz Egelileştirseler her yan Ege olacak aslında. Ege’den giderken oralara çöplerini bıraktıkları kadar ceplerini azıcık Ege bakışı ile doldursalar ya?

 

 

Eğer Ege’de olmak için bunca istekli isek ve besbelli ki yaşadığımız yerler Ege olmadığından oralardan pek de memnun değilsek o halde Ege’ye öyküneceğimize, neye öykünüyorsak biz ona  evrilelim. Yani deli gibi koştura koştura doluştuğumuz yer Ege ise, Ege gibi olmaktan arkasına bakmadan koştura koştura kaçanlardan olmayalım. Yoksa denizinden karasına müsilaja az kalmış Ege’de bir daha tatil geçirmek gibi bir şey hiç mümkün olmayabilir!

İnsaf!

  Bu yazı 513 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI