Bugun...
SON DAKİKA

MAMAK’TAN BİR CANİ GEÇTİ “TARİHİN KANLI SAYFALARINA ADINI YAZDIRAN BİR KATİL; RACİ TETİK”

 Tarih: 12-09-2020 09:09:00
Mesut Özçelik
Elbet bir yazın ustası, edebiyatçı, hikaye anlatıcısı veya dengbej değilim.  Düpedüz yaşayan ve gözleyen biri olarak yazdım. Bu ne bir makale, ne de bir hikaye, ne de edebi bir metindir. Canlarını feda eden, sakat kalan, inanılmaz işkencelerden geçen insanlarımız için yazılanların zerresi olmasa dahi çorbada tuzum olsun kabilinden canlı canlı yaşadığımı yazdım”.
 
Fırtınanın irtifa kaybetmeden  devam ettiği 1982 Temmuz ayı. Zorunlu askerlik için Bilecik'te 4 ay acemi eğitimini müteakip Kastamonu'ya  Jandarma Birliğine gönderildim.
Kasım ayı ortalarında Ankara’dan kalorifersiz bir otobüsle yola revan oldum. Çankırı'yı geçip karlı Ilgaz dağlarına geldiğimizde yolun karlı ve kaygan olması nedeniyle tüm yolcular gece karanlığında otobüsten indirilerek yürütülmüştük. Kastamonu’ya indiğimizde el ayak çekilmiş, saat gece yarısını çoktan geçmişti. Uyuduğum 3. sınıf otel odasından çıkıp bir çorbacı dükkânına uğradıktan sonra gittiğim Jandarma Alayında acemi birliklerinden gelen askerleri İlçelere dağıtan Başçavuş beni beklemekteydi. Huzura(!) çıktığımda otelde kalmam nedeniyle yemediğim hakaret kalmamıştı. Acemi birliklerinden gelip ilçelere dağıtım için bekleyen askerler masalarda uyuklarken ben nasıl olur da otele gidermişim. Zaten hem Adana’lı hem de esmer tenli oluşumdan çingene olduğum dünden belliymiş vs. Zavallı Başçavuş “seni" dedi "İnebolu’ya vereceğim, Üsteğmen’e telefon açıp askerliği burnundan getirmesini sağlayacağım”.
O yıllarda Kastamonu'da resmi kurumlar  büyük bir meydanın üç tarafına u şeklinde toplanmış tarihi binalara yerleştirilmişti. Bu meydan bir parkı andırmakla birlikte pırıl pırıldı. Valilik binasının önünde büyük bir Atatürk büstü bulunmaktaydı.
Kapalı bir zarfı elime tutuşturup İnebolu'ya gönderdiler. Otobüs Ecevit üzerinden karla kaplı Küre dağlarını aşıp, Çuha doruğundan aşağıya yol alıp İnebolu'ya yaklaşırken tepelerden Karadeniz görünmüştü. Asfalt yola paralel Küre bakır madenini İnebolu limanına taşıyan teleferik sisteminin çürümeye terk edildiği her halinden belliydi.
İnebolu tarihimiz açısından önemli bir merkez ve istasyon olagelmiş güzel bir kent. 81 pare Köyü var. Sahil şeridi 50 km. Mahalle ve köyler yöre halkı tarafından Rumca adıyla anılan 2500 yıllık bir liman şehri. Şehir Selçuklular döneminde İnebolu adını almış, kara ve hava yolunun olmadığı yıllarda İstanbul’dan Karadeniz İllerine yolculuk vapur ile yapıldığından su, gıda ve yakıt ihtiyacının temin merkezi olagelmiş. Emperyalist 1. paylaşım savaşında (1. Dünya savaşı da deniliyor) Anadolu’ya silah ve mühimmat İnebolu limanı üzerinden sevk edildiğinden İstanbul’un Anadolu’ya açılan önemli bir kapısı olmuş.
Kurtuluş’tan sonra Büyük Millet Meclisi tarafından İstiklal Madalyası ile ödüllendirilen ilk ilçe olma özelliğini taşıyor. Mustafa Kemal Atatürk şapka ve kıyafet devrimini bu şehirde ilan ediyor. Zaman içinde yoksullaştırma nedeniyle İstanbul'a göç artıyor. Halk genellikle yoksul. Geçim orman, gemi işçiliği ile İstanbul'da mevsimlik işçilikten elde edilen gelir ile karşılanıyor. Görece balıkçılık da yapılıyor. Köy Muhtarları dahil birçok kişi yılbaşı piyango bileti satışı için İstanbul'a gider. Piyango  önemli bir geçim kaynağıdır.
Gelelim konumuza.
İnebolu’ya gelişimin 2. Haftası ilçede bir cinayet işlenir. Fail kısa boylu, çelimsiz, bir gözü şaşı İnebolu’lu biri. Zorunlu askerlik için gittiği birliğinden firar edip, Ablasının sevgilisini stadyum inşaatında bıçakla öldürür, bıçağı derede yıkar ve polis karakoluna teslim olup, cinayet işlediğini söyler. Tipini cinayet işleyecek birine benzetemeyen polisler “dalga geçecek adam mı bulamadın” diyerek kovarlar. Çocuk C. Savcısına gidip durumu anlatır. Savcı bir çay söyleyip onu oturtur ve stadyuma gönderdiği polis gidip bakar ki olay doğru.
Sanık firari asker olması nedeniyle duruşmaya çıkartılıncaya kadar Jandarma nezaretinde kalması uygun görülüp bize veriliyor. O yıllarda İnebolu Jandarma binası mahalle arasında 3 katlı eski bir Rum evi. Üst tarafında Osmanlı-Rus savaşında Rus savaş gemilerince vurulmuş, yıkılmaya terk edilmiş eski Hükümet Konağı var. Jandarma binası dökülüyor. Nezarette kalan sanık ile akşamları sohbet de ediyoruz.
Birkaç gün sonra Savcılık soruşturmasını takiben sanık Ağır Ceza Mahkemesine çıkartılarak tutuklandı ve Mamak Askeri Cezaevine sevkine karar verildi. 3 kişi sevk ile görevlendirildik. Yolcu otobüsü ile getirdiğimiz tutukluyu Ankara otobüs terminalinden bir taksiye bindirip Kontrgerillacı Raci Tetik’in yönettiği Mamak Askeri Cezaevine girdiğimizde benim tahmin edebildiğim, diğer iki askeri hayretler içinde bırakan görüntülerle karşılaştık. Demir kafesler içerisinde çıplak insanlar. Ankara’da bir karış kar var. Hava tükürük donduracak kadar soğuk.
Sanığı idareye henüz teslim edemeden her hallerinden özel eğitimli olduğu belli gardiyan cellatlara kaptırıyoruz. Coplarla vurarak yere yatırmaları, bayıldıktan sonra çırılçıplak soyup kafese atmaları 3 dakika içinde olup bitiyor. Yanımdaki askerler şaşkın. Teslim Tesellüm belgelerini idare binasında imzalatıp hemen Mamak Cezaevini terk ediyoruz. Moralimiz dip yapıyor. İnebolu’ya dönüyoruz.
Mahkemeden gelen yazı üzerine ikinci duruşma için bir gün önce görevlendirilen üç asker sanığı Mamak Cezaevinden alırken yaşadıkları karşısında moralleri alt üst oluyor. Sanık cop ve demir çubuklarla dövülerek bizimkilere teslim ediliyor. Ekipte yer alan ve mesleği oto boyacılığı olan Fatsa’lı Mehmet İnebolu’ya gelinceye kadar ağlıyor. Akşam getirilen sanık ile yemekten sonra oturup sohbet ettiğimizde anlattıkları öngördüğümüz yöntemlerden farklı değildi. Tutuklu Mamak cezaevini “Raci'nin cehennemi” olarak tanımlamıştı.
Sabah İnebolu Ağır Ceza Mahkemesinde ikinci duruşma başlıyor. İfadeye çağrılan herkes tutuklu aleyhine ifade beyan ediyor. Ailesi de tutukluyu reddediyor, duruşma erteleniyor. Tutuklu tekrar Mamak cehennemine sevk edilecek.
Bölük Komutanı yanıma iki asker vererek görevlendiriyor. Usulen “ben gitmesem, gördüklerimi kaldıramıyor, bir hafta kendime gelemiyorum” dememe rağmen komutan geri adım atmıyor ve hazırlanıyoruz.
Otobüs İnebolu’dan çıkıp, karla kaplı çuha doruğu ve Küre dağlarını tırmanırken bir önceki teslim sırasında yaşadıklarım ve bugün nelerle karşılaşacağımın hesabını yaparken bir yandan da sol koluma kelepçeli tutuklu ile sohbet ediyorum. Tutuklunun her cümlesinde “Raci Tetik” geçiyor. Birlikte ürperiyoruz.
Yine soğuk bir Ankara sabahı bizi karşılıyor. Taksi ile Mamak zindanına geldiğimizde yine aynı durumla karşılaşıyoruz. Demir kafesler çıplak insan dolu. İçerden marş sesleri yükseliyor. Başka yerlerden de mahkum getirildiğinden sırada bekletiliyoruz. Sıramız geldiğinde kafese yaklaşıyoruz. Özel eğitimli caniler tutukluyu coplarla döverek bayıltıp çırılçıplak kafese atıyor. İtiraz ediyorum “henüz teslim dahi etmedim vuramazsınız” diyorum. Caniler üzerime yürüyor ve tehdit ediyor. Belgeleri imzalatıp Raci'nin Cehennemini terk ediyoruz.
Üçüncü duruşma. Yine üç asker tutukluyu Mamak’tan İnebolu’ya getiriyor. Tutuklu Jandarma nezarethanesinde kalıyor. Akşam yemeğinden sonra nezarethane nöbetçisini gönderip önlemleri de alarak tutukluyu kelepçe takmadan yazıcı odasına alıyorum, konuşmak istiyorum. Başını öne eğip “Bu kez hiçbir şey sorma” diyor. Susuyorum.
O gece İnebolu’ya sabaha kadar kar yağıyor. Sahilde 50 cm kar var. Dağların geçit vermediği o sabah Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşma 10 dakikada bitiyor ve Hakim kalemini kırdığında duruşma salonu buz kesiyor.  
Küre dağları 2 metre karla kaplı, yollar kapalı. Mahkum  5-6 gün Jandarma nezaretinde kaldıktan sonra karlı yollar bir greyder küreği genişliğinde açıldığı haberini aldığımızda  hazırlanıyoruz. 
Sabah, askerlerin Tipi-Tip lakabını uygun gördüğü Başçavuş eşliğinde üç asker ve mahkum Mamak cehenneminin yolunu tutuyoruz. Mahkum benimle sohbeti olduğundan birlikte kelepçelenmek istiyor. Yolcu otobüsü ile geldiğimiz Ankara'da akşama doğru Mamak cehennemine ulaşabiliyoruz. Ankara buz altında. Kışı sert coğrafyada büyümeme rağmen böyle bir soğuk görmemişim, donuyorum. Mamak'ta demir kafesler çıplak insan dolu. Elimizden aldıkları mahkumun aynı akıbete uğradığına ilk kez tanık olan taş yürekli Tipi-Tip Başçavuşumuzun gözlerinden süzülen yaşa ekip arkadaşlarımızla birlikte tanıklık ediyoruz. 
“Gardaş” diyor gözleri yaşlı sesi titrek Başçavuş “tayin etseler ben burada görev yapamam burayı hemen terk edelim”.
Geceyi Esenboğa Hava limanı Jandarma Bölüğünde geçirip sabah  birbirimizle konuşmadan İnebolu'ya yol alıyoruz. 
Ben, cinayet sanığı sıradan birine darbecilerin yaptığı gayrı insani muameleyi anlattım. Siyasi tutuklulara yapılanları varın siz hesap edin.
Evrensel adaleti, hakkı, hukuku ve insan haklarını hazmedemeyen Kontrgerillacı darbeciler için kendileri gibi düşünmeyen herkes düşman.
Aradan otuz yıl geçmişti. Ankara Batıkent HALKEVİ’nde “Kapitalizm” üzerine bir sunum yapmıştı Muzaffer ağabey. Sunumdan sonraki sohbetimizde gözü önünde Mamak’ta katledilen kardeşi İlhan’dan bahsedilirken hala dudakları titriyordu.
İlhan Erdost gibi onlarca yurtseverin ölüm emrini veren ve iktidar sahipleri tarafından ısrarla yargıdan kaçırılan CIA ve Kontrgerillacı ölüm makinesi Raci.
Ahhhhh Raci Ah. Sessiz sedasız çekip gitmen içimize dert oldu.
  Bu yazı 2568 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI