Aksaray escort Ağrı escort Bitlis escort Eskil escort Ortaköy escort Diyadin escort Dogubayazıt escort Patnos escort Ahlat escort Güroymak escort
mersin mutlu son akdeniz mutlu son anamur mutlu son erdemli mutlu son mezitli mutlu son silifke mutlu son tarsus mutlu son toroslar mutlu son yenişehir mutlu son www.elmasajeinfantil.com
Ankara mutlu son Antalya mutlu son İzmir mutlu son Adana mutlu son Bursa mutlu son İstanbul mutlu son Mersin mutlu son Balıkesir mutlu son Çanakkale mutlu son Denizli mutlu son Diyarbakır mutlu son Hatay mutlu son Kayseri mutlu son Kocaeli mutlu son
Bugun...
SON DAKİKA

DEĞER Mİ HİÇ?

 Tarih: 09-06-2021 08:40:00
Özhan Bakadur

“Matematik sorularını sanki NASA’ya astronot

seçercesine zor soran yetkilileri biraz empatiye davet ediyorum.

Bu çocuklar 1,5 yıldır pandemi altında eğitim aldılar. Azıcık insaf!..”

 

-ABBAS GÜÇLÜ-

 

            Yıl bin dokuz yüz seksen altı, henüz ağzı süt kokan dokuz yaşında bir oğlan çocuğuyum. İlkokulun üçüncü sınıfındayım, basit bir aritmetik hesapla! Seksenli yılların en güzel günleri! Adile Naşit ile Uykudan Önce, Barış Manço ile 7’den 77’ye, Susam Sokağı, Pop Saati, gibi programların yanında Alf, Dallas, Mavi Ay, Lassie, Kara Şimşek, Çalıkuşu, Kaynanalar gibi dizilerin de tek bir bölümünü bile kaçırmadığımız tek kanallı yılların orta yeri. Kelebek tokaların altın çağını yaşadığı, lambada taytları ve vatkaların vazgeçilmez olduğu, atari salonlarının yeni yeni kendisini göstermeye başladığı, permalı, saha içi röpartajlı, diskotekli ve bol Özallı yıllar. Yapay zekâ, cep telefonu, tablet ve bilgisayar şöyle dursun evinde telefon olanın halen “sosyete” sayıldığı naif zamanlar.

            Yıl bin dokuz yüz seksen altı, Demirel’in şapkasını alıp yeniden başbakan olmasına ramak kala ve rahmetli Fikret Kızılok o çok eğlenceli “Süleyman hep başbakan” isimli şarkıyı yapmamışken biz sokakta oynar, sokakta büyürdük. Salçalı ekmek yer, kayalara atlayıp kovboyculuk oynardık. CD, DVD falan yoktu, haliyle Youtube’nin de yerinde yeller esiyordu. Hâkimiyet kasetlerindi, kasetçalarlar ileri teknoloji sayılırdı. Ansızın büyümeme iki sene kala Sezen Aksu’nun “Değer mi hiç” dediğini ilk kez köşedeki mandıranın kasetçalarında işittim. Meğer Sezen’in sorduğu soru bir şarkıdan fazlasıymış, bir nesil yaşayıp öğrendik.

            On bir yaşına gelince paldır küldür büyüdüm. Beşinci sınıfta tanıştım sınav denilen ömür törpüsüyle. Sınav büyümek demekti, sınav adamı birden bire büyütürdü, hem de çocuk yaşına bile bakmadan. İngilizce hazırlık sınıfı olan tüm derslerin eğitimini İngilizce veren okullara neden “ANADOLU LİSESİ” denildiğini anlamadan ve dahi sorgulamadan kişniye kişneye hazırlandık sınava. Sınav zordu, iki seksen uzandık neticede. Tuttuk mahallemizdeki ortaokulun yolunu ama sınavlar bitmiyordu. Bu kez de ortaokulun sonunda yüzleştik sınav ile ama sınav bırakmadı peşimizi. Önce üniversite sınavı ardından KPSS derken hayatımızı bir sınavlar silsilesinin içinden geçirip bugünlere geldik. İlk yüzleştiğim sınavdan bugüne kadar geçen otuz üç yılda geride ne kadar sınav bıraktım hesaplamaya kudretim yok! Ama şöyle bir gözden geçirince (ÖSS, ÖYS, SBS, KMS, KPSS, LGS, YGS, LYS, TYT, AYT, YKT, MSÜ, LES, ALES) sınavlara isim vere vere alfabede doğru dürüst harf kalmadığını görüyorum.

Sınavlar, Demokles'in kılıcı gibi çocuklarımızın üzerinde sallanmaya devam ediyor. Haziran ayı gelince genç eller, çocuk ayaklar başlıyor birbirine dolanmaya. İşte yine geldi haziran ve başladı zihinsel soykırım! Gazete ve televizyon haberlerine göz atıyorum. Yazılı ve görsel basın “gözyaşı” haberlerinden geçilmiyor. Lise yaşamına adım atan gençlerimizi ağlatıyoruz. Hayatı onlara zindan ediyoruz. Hiç kimse çıkıp da pedagojik martavallar anlatmaya kalkmasın, işte gerçek bu!

Oysa bakın Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2. Maddesi eğitimin amacını nasıl ortaya koymuş “Beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek “ ! Birbirimizi kandırmanın manası yok bizim yaptığımız sınavlar ile bu amacın zerrece ilgisi yok.

Birçoğunuzun “peki ama ne yapmalı?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Elbette bu soruya da en kısa zamanda tutarlı bir cevap vereceğiz. Bir sonraki yazıda “sınavsız olmaz mı?” sorusunun cevabını arayacağız ama o zamana kadar hep birlikte düşünmeliyiz. Süleyman Demirel artık başbakan değil! O köprünün altından çok sular aktı, Demirel de Kızılok da terk-i diyar eyledi. Uluslar, fethine çıkıyor uzak dünyaların. Dünyamız hızla değişiyor. Şimdi yeniden Sezen ablaya kulak verip çocuklarımızın göz yaşlarını düşünmeli ve kendimize sormalıyız. DEĞER Mİ HİÇ?

  Bu yazı 311 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI