Bugun...
SON DAKİKA

NEWTON ÇARKI, PİCASSO’NUN FIRÇASI VE KİMİ İDRAR OLİMPİYATLARI

 Tarih: 31-01-2021 14:03:00
Özhan Bakadur

"Bilenler konuşmazlar.

Konuşanlar bilmezler.

Lao Tsu

Covid-19 salgınında önemli günlerden geçiyoruz. Aşı ha bulundu ha bulunacak derken şimdilerde aşının gelmesini bekler olduk. Öte yandan vaka sayılarında yaşanan artış hepimizi daha da tedbirli olmaya sevk ediyor, etmeli de!

1665 yılında Londra nüfusunun yaklaşık dörtte birinin ölümüne sebep olan "Büyük Veba Salgını" yaşandığında Isaac Newton Cambridge Üniversitesi’nin Trinity Koleji'nde henüz 20'li yaşlarında bir öğrenciydi. İki yıl süren karantina sürecinde kendisini dünyanın en önemli bilim insanı yapacak süreçte önemli adımlar attı. Bu adımlar, zaman içerisinde insanlığın ufkunu aydınlatacak önemli bilimsel gelişmelere neden olacaktı.

Yaşadığımız pandemi, insanlığa bir Newton daha kazandıracak mı? Bilmiyorum ama her şeye rağmen bizim cenahta bazı gerçeklerin değişmediğini söyleyebilirim.

Newton’un veba salgını karantinasında üzerinde çalıştığı en önemli konulardan birisi ışık ve davranışlarıdır. Prizmadan geçen ışığın kırılarak renklerine ayrıldığını gözlemleyen büyük usta, bu gerçeği deneysel olarak ortaya koymak için bir renk çarkı geliştirmiştir.

Newton çarkı, Newton renk çarkı olarak da bilinir. Gök kuşağında gördüğümüz renklerden oluşan bu çark, hızlıca döndürüldüğünde beyaz renk oluşur. Zaten çarkın amacı da, temel renklerdeki ışıklar birleştiğinde hangi renk oluşur sorusunun cevabına ulaşmaktır.

Kestirmeden söylersek, gökkuşağında bulunan renklerden oluşan bu çarkı döndürdüğünüzde beyaz olarak görünür. Tabi çarkı hızlıca çevirmek gerektiğini de söylemeden geçmeyelim. Velhasıl işin fiziksel yanı böyledir, beyaz ışık tüm renkli ışıkların birleşimidir!

Newton çarkına başka bir açıdan bakarsak, bence başka bir gerçekle karşılaşmak da mümkün. Ne demiştik? Hızlıca çevirince renkler kayboluyor ve beyaz görünüyordu çark! O halde, diyebiliriz ki “hızlı yaşamak hayatın renklerini yok eder!” Newton bu tespit ile ilgili ne düşünürdü bilmiyorum, hiçbir zaman da Newton’un bu konuda ki düşüncesini bilemeyeceğiz. Kendisi uzun yıllar önce rahmetli oldu çünkü, bunu yeni öğrenen herkesin başı sağ olsun!

Ne var ki biz hızlı yaşamayı severiz! Her ne kadar “sürat felakettir” falan denilse de bizim toplum hızı sever. Hatta bazı konularda hız sevilen bir olgu olmaktan öteye geçerek bir mihenk ya da ölçüye dönüşür. Mesela söz konusu eğitim olduğunda “hız” bizim insanımız için fevkalade bir kıstasa dönüşür, hatta bir kalite turnusolü olarak algılanır.

Bu durumu sokakta, markette ya da pazarda ve hatta akşamüstü beş çayı muhabbetlerinde gözlemleyebilirsiniz. İlk yapmanız gereken etrafı güzelce incelemek olmalıdır. Önce, bir tür psikolojik soykırımcı sayabileceğimiz bir “beyin yamyamı” kestirmelisiniz gözünüze. Endişe etmeyin canım, bunlardan çokça var piyasada! Bulmakta zorlanmazsınız.

Bu beyin yamyamları çocuğa çocuk değil de bir strateji, bir yaşam planı ya da nasıl ifade etsem.. Hah tamam buldum! Bir “proje” olarak bakan; spermleri ile yumurtalarının bir araya gelmiş olmasını dünyanın sayılı mucizelerinden birisi sayarak, dünyanın merkezi ayaklarının altında halı, yıldızlı gökyüzü omuzlarında şal, geri kalan ne varsa mabadına kuyruk yaşayan tiplerdir.

Bu tarife rağmen zat-ı şahanelerini görüp tespit edemediyseniz ilaveten şunu söyleyebilirim; bu beyin yamyamları  çok gülümser ve hep sahte gülümserler. Saklayacağı çok şeyi vardır bu taifenin çünkü ve mutlaka ana mevzuya girmeden evvel ortamda bulunan çocuklarla yalandan ve yapmacık ilgileniyor görünme çabasına girerler. Bu çabanın en iyi kalkanı ise suretlerinden eksik etmedikleri sahtekâr gülümsemeleridir.

Hemen birkaç uyduruk girizgâh cümlesinin ardından başlarlar sağı solu kurcalamaya. Vakit kaybetmeden, diri insan beyniyle beslenen karanlık kimliklerinin açlığını bastırmak için ansızın saldırırlar. İlk saldırı cümleleri muhataplarının yaşına, eğitim gördüğü sınıf seviyesine ya da içinde bulunulan dönemim “moda” kavramlarına göre değişiklik gösterebilir. Bazen çarpım tablosundan sorguya çekilir çocuk, bazen karne notları denetlenir, kimi zaman ise -isim değiştirmekten alfabenin ırzına geçen- bir merkezi sınavın sonucunu sorarak saldırıya geçer beyin yamyamı. Çoğu zaman karşısındakinin bir insan, bir birey olmasına hiç aldırmadan onun kişisel mahremiyetini talan etmek pahasına daha da ileri gitmekten kaçınmaz.

Beyin yamyamlarının en sevdiği saldırı şekli –okuma yazmaya yeni yeni başlayan bir çocuk gördüklerinde- “hangi harfe geldiniz” diye sormaktır. Alacağı cevap her ne olursa olsun karşılığında söyleyeceği şey bellidir. Önce bir şaşırma hali oynar beyin yamyamı sonra salına süzüle, böbürlene salyalana başlar söze “ Aaa, hayret çok geride kalmışsınız. Neden öyle ki acaba? Biz falanca harfteyiz” Zat-ı yamyam-ül beyin hazretlerinin “biz” dediği, en az diğer çocuklara ettiği kötülük kadar kötülük ettiği kendi evladından başkası değildir aslında! Ama o bu durumu umursamaz bile, önemli olan alfabede herkesten önde olmaktır. Onun nazarında alfabede önde olan sınıf iyidir, hızlı giden öğretmen süper öğretmen ve onun öğrencileri de dâhiliğin engin sularında kulaç atan üstün ırkın fertleridir!

Durun canım sakin olun, abarttığım falan yok! Olaylar aynen böyle gelişiyor ve durum son derece salgın bir zaviyede tecelli ediyor. Covid salgını bunun yanında halt etmiştir, gerçekten! Bu beyin yamyamı zihniyetin oluşturduğu mahalle baskısı okulu gerer, sınıfı kasar, öğrencileri bunaltır ve çoğu öğretmeni kaçınılmaz olarak hedefi bilinmez ve gayet lüzumsuz bir yarışa sevk eder.

Oysa eğitim pozitif bir bilim değil, ciddi bir sanattır. Bu nedenle de öğretmenlik bir sanatkârlık mesleğidir. Bir hakkı teslim etmek gerekir ki bizim mesleğimizin en nadide sanatçıları sınıf öğretmenlerimizdir. Öğretmenlik bir sanatçılık mesleğidir ve sınıf öğretmenliği mesleklerin mesleğidir. Ben mesela Picasso’nun bir eserine bakıp da ustanın fırça darbeleri üzerine ukalalık eden godik eleştirmenle, öğretmenin işi hakkında ahkâm kesen zevat arasında zerrece fark görmüyorum. Fırçasıyla uğraşılan sanatkârın bu cahilliğe boyun eğerek bir tür “idrar olimpiyatının” içinde debelenip durmasındaki sorumluluğunu bir başka yazıya havale ederek belirtmek isterim ki burada ki yegâne sorun “sanatın ve sanatçının değersizleşmesinden” de öteye gözleri umutla öğretmenlerine bakan yavrularımızın geleceklerinin heba ediliyor olmasıdır.

Öğretmen ile öğrencisi arasındaki etkileşim mahremdir.

Öğretmenlik, bir uzmanlık işidir.

Öğretmenlik, bir sanattır.

Tüm beyin yamyamlarına sesleniyorum:

Ellerinizi ve karanlık fikirlerinizi öğrencilerimizin üzerinden çekin artık.

Çocukları ve öğretmenlerini rahat bırakın.

 

 

 

  Bu yazı 348 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI