Bugun...
SON DAKİKA

Çemberin İçi, Dışı

 Tarih: 09-06-2024 08:33:00
AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL

Afrika atasözü olduğu söylenen deyişe bakılırsa sevginin sıcaklığı ile sarmalanarak büyümemiş bir çocuk, o sıcaklığı hissetmek için köyü yakarmış.  Birini, bir toplumu onduran ya da ondurmayan ölçüt, yolun sevgi yahut sevgisizlik ile kesişmesi o zaman. İyi de, sevgi denince anlaşılan gerçekten saf sevgi mi yoksa parayı put edinmekten birilerince kimi kadınların başlarını yakacak kadar saplantıya dönüşmüş bir hastalık mı, ona bakmalı bir!

 

Sevgi, tek sevda, sevmek de tek sevdalanmak olarak bellenmişse sevgi kantarının topuzu kaçmıştır. Ki her konuda kantarın topuzunu kaçırma hastalığına yakalanalı hayli zaman oldu. Her olguda ölçüyü kaçırıp, ölçüsüzlüğü ölçü yaptığımızdan türedi değerlerimizden biri de en çok da türedi zenginlerin çocuklarına sevgilerini onlara zaman harcayarak değil, para harcayarak gösterme görgüsüzlüğü oldu. Sevginin satın alınmasının sonucu ille bir eşitlemeye varıyor; sevgi eşittir para.   Para eşittir güç.

 

Paranın alım gücünün aslında kazanılamayacak sevgiye kadar varabildiği açık açık dile bile getiriliyor.  Yeterince varsıl olmayanların yanlarında olamayacaklarını söylemekte sakınca görmeyen adı pek duyulmuşlarca mesela. Ama paranın gücünün sevgiye yetmediği olabiliyor yine de. Gerçek hayattan yola çıkarak çok önceleri çekilmiş bir film bu gerçeği anlatmaktaydı.  

 

Yıllar önce izlediğim filmin kahramanı, Dünya’nın en zengin kadınlarından biri idi. Seyredeli hayli zaman geçtiğinden ne filmin ne de kadın kahramanın adını çıkaramıyorum. Yayıncılık da yapmaya kalkmış kadının adı Barbara diye geçiyor aklımdan nedense.

 

Aristo’nun “bütün kuşlar uçar. Serçe de bir kuştur. O halde serçe de uçar” derken uçamayan devekuşunu, kivi kuşunu belki de bilmediğinden tüm kuşları uçan kuş sayan mantığı, Barbara’da da tüm insanların satın alınabileceğini varsaymaktaydı.  “Satın alınamaz hiçbir şey yoktur; yeter ki fiyatı ödensin” yaklaşımı ile ne isterse onu anında elde etmiş Barbara’nın gemisi sonunda karaya fena oturmuş, Titanik faciasını ruhunda yaşamıştı.  

 

Ailesinden çok büyük bir miras kalan Barbara’nın parasının gücü en pahalı mücevherleri alabilirken yetenek gibi kişiye özgü özellikleri alamıyordu haliyle. Barbara bunu anladıkça umutsuzluğa düşüyor.  Her defasında mutsuz evlilikler yapıyor. Zira paranın gücü ile yürüyor hepsi de. Yani evlendiği kişiler kendisini değil, parasını seçmişler. Mutsuzluk içinde kıvranırken kazandığı ile anca geçinebilen,  karısı ile pek mutlu bir yazar ile tanışıyor.  Barbara, yazar ve eşinin mutluluğuna o kadar imreniyor ki o yazar ile kendisi evli olsaydı o erinci, gönenci kendisi tadacaktı diye düşünüyor. Ve yayıncılığa atılıyor sırf yazar ile daha yakın bağ kurabilmek için.

 

Yazar adam, duruşu para ile bozulamayacak kadar sağlam bir kişilik. Karısı da farkında Barbara’nın niyetinin. Buna karşın Barbara’yı rencide etmeden onunla ilişkilerini yürüyorlar. Ancak sonunda yazar, fazlaca üstüne gelen zengin kadına gereken cevabı vermek zorunda kalıyor. Barbara’nın parasının satın alamadığı biri çıkıyor sonunda böylece.

 

Parasını mücevherden insana kadar satın almaya saça saça harcayan Barbara yayıncılığı kotaramayınca kalan servetini de kaybediyor.  Parası tükeniyor.  Dünya’nın en zenginlerinden biri değil, parasız biri artık. Elinde kalan son inci kolyesini de satıyor geçinebilmek için.

 

Şimdilerde ne isterse parası ile onu kolaylıkla elde edeceğini düşünen Barbara anlayışındakiler ile doldu taştı etraf. Böyle olunca da en sevilen şey para oldu. Çünkü akla her düşeni satın alabilen şey, para! En görkemli evlere, arabalara, lüks yaşama, deniz aşırı yerlerden gelen organik meyvelerden doğal beslenen hayvanların etini yemeye, Alp Dağları’nın tertemiz gözelerinden doldurulmuş sulardan içmeye kadar para. Okul, para; sağlık, para.  Gezip görmeye,  dergilerde görülüp, özenilen rol model bellenmişler gibi giyinmeye hepten para.  Ruhlar paranın kıskacında diyeceğim, yeteri kadarı zaten cepte olsa bile. Dahasının, daha dahasının peşine düşülüyor hep. Gücün peşine yani.

 

Sevgisi istenilene yanaşmak bile para ile olabiliyormuş, bunu açıkça söyleyenlerden duyduklarımıza göre. “İki çulsuz bir hamama yaraşır” atasözümüzdeki çulsuzlardan diğeri olmak yerine her istediğine kolayca erişebilmeyi yeğleyenlere bakılınca… Akla hem çok güldüren hem de çok düşündüren bir Bektaşi sözü geliyor o zaman. Bektaşi babası paraya bakmış bakmış, “Allah değilsin; ama her kapıyı açıyorsun” demiş ya! Bazen böylesi bir söz bir satırdan az tutsa da binlerce cümlenin anlatacaklarını sığdırır içine.

 

Kavramlardan değerlere ne varsa her şeyin altüst olduğu şimdilerde sevgi kavramı da yerinden oynamış halde.  Adeta yürekten sökülüp, cüzdanlara sığdırılacak bir duyguya, olguya dönüştürüldü.  Her yanda Barbaralar gırla giderken Barbara’nın bir türlü satın alamadığı yazar gibilere nerede ise rastlanmaz oldu. Paranın gücü giderek belirginleştikçe “her şeyin fiyatı vardır” diyenlerin özgüvenini anlar olduk.  Evet, kimileyin alınamaz sanılanları dahi para satın alabiliyormuş;  gerçek sevgiyi alamasa da sevgi gösterilmesini almaya kadar hatta. Afrika’daki gibi köyü değil, parayı yakarak!

 

Normalde hiçbir koşulda içinde yer alınamayacak sevgi çemberinde paranın gücü sayesinde gedik açıp,  çemberin merkezine kurulup,  asla yaşanamayacak konforu paranın getirisi olarak tatmak mümkünse de nereye kadar gider bu? Her yaşam elbet sonlanacağına, ölümü tadacağına göre? Arda bırakılan ad eğer duyanı irkiltecekse hem? Para da kimi kirleri temize çıkaramayacağına göre?  O halde artık makas değiştirip, “para, iyi bir uşak ama kötü bir efendidir” sözünü mü hatırlasak biraz da?  Sevgiyi bile manen olmaktan çıkarıp, maddi hale dönüştüren “her şeyi satın alabilirsin; yeter ki bedelini öde”  raydan çıkmışlığı yerine?

  Bu yazı 264 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI