Manavgat escort Alanya escort çanakkale escort Aydın escort muğla escort tekirdağ escort manisa escort balıkesir escort trabzon escort elazığ escort ordu escort kütahya escort ısparta escort rize escort maraş escort yalova escort giresun escort yozgat escort tokat escort şanlıurfa escort sivas escort batman escort erzurum escort sinop escort kırşehir escort karaman escort kırıkkale escort bolu escort amasya escort niğde escort uşak escort edirne escort çorum escort osmaniye escort zonguldak escort van escort erzincan escort Kastamonu escort Kemer escort Kırklareli escort Aksaray escort Burdur escort Adıyaman escort
1xbetm.info hipas.info wiibet.com mariobet giriş restbetcdn.com
Bugun...
SON DAKİKA

RASİM PALAS OTELİ’NDE KADER GECESİ

Çeşmeli yazar Mehmet Culum'un, "15/16 EYLÜL 1922 ANISINA... (İlk kez yayınladığım yaşanmış bir hikaye) RASİM PALAS OTELİ’NDE KADER GECESİ" diyerek sosyal medya sayfasında paylaştığı yazısını, Çeşme tarihi açısından önemli bularak, kendisinin de izniyle yayımlamak istedik. Çeşmeli değerli yazarımızın AZAP AĞA, ALAÇATILI, YENGEÇ DİŞİ ve KALENİN GÖLGESİNDE adlı dört kitabında da, yayımladığımız yazısındaki gibi onlarca yaşanmış hikaye bulunuyor. Kitaplarını da ilgi ile okuyacağınızdan eminiz...
facebook-paylas
 Tarih: 18-09-2021 13:12:32

RASİM PALAS OTELİ’NDE KADER GECESİ

15/16 EYLÜL 1922 ANISINA...

 

(İlk kez yayınladığım yaşanmış bir hikaye)

 

RASİM PALAS OTELİ’NDE KADER GECESİ

 

Mehmet Culum

 

1922 yılı Eylül ayı başlarıydı. Kuvvetli poyrazın kavun, anason ve pekmez kokularını harmanladığı solgun günler yaşanırken, Çeşme’de yeni bir bağbozumu mevsimine daha giriliyordu.

 

Çeşitli eğlence ve kutlamalarla geçen görkemli yaz günleri, hiç istenmediği halde yavaş yavaş sona ererken, denize girme, güneşlenme gibi alışkanlıkları henüz edinmemiş, daha çok kaplıcalarda şifa arayan, İzmir’in Levanten ve Rumları Rasim Palas Oteli’nden birer ikişer ayrılıyorlardı. Yunan ordusunun beklenmedik Anadolu bozgunu, Rum basınının da kasıtlı olarak üzerini örtmesi sonuncu henüz İzmir’de bile duyulmamıştı. Otelin sahibi Rasim Bey, başarılı geçen sezonun ardından, yaz için getirttiği mevsimlik personeli memleketlerine gönderdikten sonra, dinlenmek ve kışı geçirmek üzere kentteki evine göçeceği günleri iple çekiyordu.

 

Türk ordusunun Afyonkarahisar taraflarında büyük bir taarruza kalktığı ve Yunan ordusunun dağılarak geri çekilmeye başladığı haberini, İzmir halkına önce Fransızca yayınlanan gazeteler duyurdu. Her ne kadar bu haberi Rum basını yalanladıysa da sonradan gelişen olaylar, gerçeğin kısa zamanda anlaşılmasını sağladı. Yunan orduları başkomutanı Trikopis’in bile Türklere esir düştüğünün duyulması, kentte eşine ender rastlanır bir paniğe ve can pazarına yol açtı.

 

Uzun yıllar cephede bulunmanın yabanileştirdiği ve bozgun halinde, can havliyle kaçışın gözlerini döndürdüğü Yunan askeri, Anadolu’nun derinliklerinden beri önüne çıkan her malı talan, her kişiyi darp edip, köyleri yakıp yıkarak geri çekiliyordu. Saçı sakalına karışmış, avurtları çökmüş, üstü başı yırtılmış, çoğu silahsız ve yalınayak Yunan askerlerinin bozguna uğramış bir durumda, Alaçatı üzerinden Ilıca’ya girmesi 14 Eylül Perşembe günü öğlen saatlerine rastlar.

 

O dönemde Ilıca küçük bir balıkçı köyüydü; mütevazı bir kaplıca merkezi olmanın ötesinde ekonomik olarak ve nüfus açısından hiçbir önemi yoktu. Çeşme ile Alaçatı’nın arasına sıkışmış olduğundan, uzun boylu talan edilebilecek, yakılıp yıkılabilecek zenginliklere sahip değildi. Bununla birlikte, Yunan askerinin yaklaşmakta olduğunu duyan çok sayıda Türk ahali, tedbirli davranarak Çeşme’deki akraba ve tanıdıklarının yanına sığınmıştı. Ancak sığınabileceği akrabaları olmayanlar köyde kalarak, boynunu bükmüş, kaderlerine razı olmuşlardı.

 

Arkadaşı Karabina Ali Efendi tarafından ısrarla çağırılarak, Çeşme Ilıcaları’nda otelcilik işine girmeye teşvik edilen İzmirli işadamı Rasim Bey (Lenger) o dönemde 50’li yaşlarındaydı. Mora Yenişehir doğumlu olduğundan, anadili gibi Rumca konuşur, iki metreye yaklaşan boyu ve babacan duruşuyla, ilk bakışta çekingen bir saygınlık uyandırırdı.

 

O gün bütün müşterileri, oteli, arkalarına bakmadan terk ettiklerinden, salonda tek başına, keyifsizce öğlen yemeğini yerken, otelin yol tarafındaki kapısı telaşla çalındı. Odacı Ali seri adımlarla kapıya yürüyüp yakından tanıdığı çiftçi Musa ve ailesini içeriye aldı. Tir tir titreyen, uğramış gözlerle yalvarırcasına bakan zavallı adam, Rasim Bey’in karşısına geldiğinde poşusunu önüne alarak yalvarırcasına konuştu:

 

“Beyim, Yunan askeri Alaçatı’yı geçmiş, akın akın geliyormuş. Birazdan Ilıca’ya girerler. Kaç diyorlar ama nereye kaçacağımızı bilmiyorum. Senden başka sığınacak kapımız yok! Allah rızası için bizleri koru, beyim! Şefkatini esirgeme; yalvarırım!”

 

İnsanları bir süre içi burkularak süzen Rasim Bey, olayı korkuyla izleyen odacısına dönerek hiç düşünmeden:

 

“Bu zavallı hemşerilerimizi tavan arasına sakla, Ali !” diye buyurdu.

 

Boğazına dizilen lokmalarını aceleyle yiyip bitirdikten sonra, koca gövdesiyle otelin giriş kapısının her iki yanında dalgalanmakta olan Yunan bayraklarının altındaki şezlonguna kurularak bacak bacak üstüne attı. Önünden gruplar halinde gelip geçen perişan Yunan askerlerine, sıradan bir Rum işadamı gibi hatır sorarak geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Askerler, Rasim Bey’in telaşsız, doğal davranışlarından hiç kuşkulanmadıkları gibi, bağıra çağıra, el kol hareketleriyle:

“Türk askeri geliyor! Hâlâ duruyor musun? Hemen kaç!” diye uyarılarda bulundular.

 

Evlerin kapıları kırılarak yiyecek ve değerli eşyaların talan edildiği, uzaklardan sürekli makineli tüfek tarrakaları ve top seslerinin duyulduğu uğursuz günün akşamına, böylece korkudan sararmış yüzlerle girildi. Otelin ana kapısı, arkasındaki demir kolu yuvasından sökercesine sürekli tekmelenirken, içeride Türk saklanıyor mu diye soruluyordu. Yatıp uyumak olanaksızdı.

Havanın kararmasıyla birlikte ortalık giderek sakinleşti. Küfür dolu Yunanca konuşmalar kesilirken, tüfek sesleri uzaklaştı. Yorgunluk ve heyecandan dayanma güçleri kalmayan Rasim Bey ve odacısı tam oturdukları yerde sızmaya başlarken, ölgün idare lambasının aydınlatmaya çalıştığı koca salonun kapı tarafından tıkırtı ve iniltiler duyuldu. Otelciler, hoplayan yürekleriyle kısa bir an İnsan mı, hayvan mı; Türk mü, Yunan mı diye tartıştılar. Yerlerinden usulca kalkıp dikkatli adımlarla kapıya doğru yürüdüler. Nefeslerini tutup kulak kabarttıklarında, karşı komşu bakkal Aleko’yu sesinden hemen tanıdılar. Umarsız adam korkudan titreyen dudaklarıyla sürekli:

“Beyim, kapıyı açın! Bizi içeriye alın! Merhamet, beyim!” diye yalvarıyordu.

 

Rasim Bey gözlerini yumup başını sallayarak odacı Ali’ye kapıyı açmasını işaret etti. Odacının, kalın demir sürgüyü yana kaydırması ve kapı kolunu indirmesiyle birlikte Aleko, karısı ve üç çocuğu yıldırım hızıyla içeriye dalarak Bey’in ayaklarına kapandılar. Rum bakkal, gözü dönmüş Yunan askerleri yağmalamasın diye dükkânını gün boyu korumuş, ancak havanın aniden kararmasıyla birlikte kaçacak zamanı kalmamıştı. Vatanını bir an önce düşman işgalinden kurtarma azminde olan Türk askerinin, Alaçatı’dan sonra Ilıca’ya girmek için de günün ilk ışıklarını sabırsızlıkla bekleyeceği belliydi.

 

Odacı Ali ne yapması gerektiğini Rasim Bey’in merhamet dolu bakışlarından hemen anladı. Rum bakkalı ve ailesini önüne katarak doğruca tavan arasına çıkardı. Ayak seslerini ve Rumca konuşmaları duyan çiftçi Musa, gelenleri Yunan askeri sandığından ailesini arkasına alarak yumruklarını sıktı. Son çare olarak dövüşerek ölecekti. Kalbi göğüs kafesinden fırlayacakmışçasına çarpıyordu. İdare lambasının titrek ışığında hemşerisi Aleko’yu görünce, derin bir ‘oh!’ çekti. O ana kadar birbirine yalnızca sokakta rastladıkça selamlaşan iki Ilıcalı, kırk yıllık dostmuş gibi kucaklaştı. Odacı kapancayı indirip gittiğinde, zifiri karanlığa bürünen tavan arası yüreklere korku salarken yaşam ümidinin ilk belirtilerini veriyordu.

 

Çatı kalaslarına tutunarak ortadaki kalın kestane merteğinin dibine çöken iki Ilıcalı, Türk çiftçinin bildiği sınırlı Rumca kadarıyla, Rasim Palas Oteli’nin tavan arasında kesişen kaderleri üzerine konuşmaya ve nedenini anlamakta zorlandıkları savaşı lanetlemeye başladılar. Bakkal Aleko dükkânından çıkarken bir torbaya kuru yemiş türünden bazı yiyecekler koymuştu. El yordamıyla torbayı açamaya çabalarken, Türk aileyi de azığına buyur etti. Çoluk çocuk ellerini torbaya daldırarak kısmetlerine gelen yemişleri kapışıp ağız şapırtılarıyla konuşmadan açlıklarını bastırdılar. Gün ışıyıncaya kadar bir yanda çocuklar birbirlerine sarılarak ısınmaya ve uyumaya, diğer yanda büyükler birbirlerini teselli ederek kaderin cilvesi akıl almaz badireyi göğüslemeye çalıştılar.

 

15 Eylül Cuma günü öğleden sonra Türk askeri Ilıca’ya girdiğinde, saygıdeğer ve babacan otelci Rasim Bey, Yunan bayrağının yerine Türk bayrağını çoktan astırıp şezlonguna kurulmuştu. İçeride Rum ailenin bulunduğu kuşkusunu uyandırmamaya çabalayarak önünden geçen ilk Türk askerlerini coşkuyla selamladı. Odacı Ali, yorgun askerlere su ve yiyecek ikram ederken Rasim Bey sürekli, vatanı kurtardıkları için şükranlarını sundu. Önce Yunan, sonra Türk askerleriyle konuşurken hiç renk vermemiş olması, otelinin tavan arasına sığınan iki ulustan insanların yaşamını kurtarmıştı.

 

Akşama doğru, tavan arası sığınmacıları, yukarıya kadar ulaşan yüksek sesli konuşmalardan, tehlikenin Türk aile için geçtiğini anladılar. Kısa ama yoğun kader birliğini paylaştıklarından çok yakınlaşmışlardı. Ağlaşarak birbirlerine kardeşçe sarılırken iyi dileklerde bulunup duygusal bir şekilde vedalaştılar. Çiftçi Musa ve ailesi ürkek adımlarla aşağıya indiğinde, Bey’in ellerini öperek teşekkür etti. Önlerine ilk çıkan Türk askerleriyle gözyaşları arasında sarmaş dolaş kucaklaştıktan sonra sevinçle evinin yolunu tuttu.

 

Bakkal Aleko ve ailesi için ise kurtuluş o kadar kolay olmadı. O geceyi izleyen üç günü Rasim Palas Oteli’nin tavan arasında, odacı Ali’nin taşıdığı yiyeceklerle beslenerek geçirdi. Evinde Rum saklayanların kurşuna dizileceğinin davullu tellallarca duyurulması üzerine, Rasim Bey, yüreği burkularak Aleko’dan otelini terk etmesini istedi. Rum bakkal da bulunduğu yerde daha fazla barınamayacağını biliyordu. Kafasında bir kurtuluş planı yaptı. O gece, içi ezilerek dükkânının anahtarını Rasim Bey’e emanet edip helalleşti. Karanlık iyice bastığında, yürekleri burkan bir şekilde vedalaşarak ailesiyle birlikte müthiş bir bilinmeze doğru otelden ayrıldı.

 

Çoluk çocuk Rumlar, kum tepelerinin aralarında saklanarak birkaç saat içinde Ilıca kumsalını boylu boyunca yürüyüp Ardıç Mevkii’ne ulaştılar. Henüz Türk askerinin oraya kadar gelmediğinden emin olduklarında, önce Şifne’ye, oradan da sabaha karşı Germiyan Yalısı’na vardılar. Rum balıkçılar geride kalan soydaşlarını kurtarmak amacıyla sıkı bir dayanışma ve organizasyon içine girmişler, Yarımada kıyılarından her gece yüzlerce Rum’u Sakız Adası’na geçiriyorlardı. Üstleri başları parçalanan, adım atacak halleri kalmayan Ilıcalı Rumlar, soydaşları balıkçılarla buluştuğunda derin bir “oh!” çektiler. Kıyıda hazır bulunan bir kayığa binerek sağ salim Sakız Adası’na geçtiler…

 

Askeri ve sivil yetkililer yağmayı engellemek amacıyla, Rumlardan kalan malların saptanması işine hemen giriştiler. Sıra Ilıca’ya geldiğinde, Rasim Bey titizlikle koruduğu emaneti gözleri dolarak görevlilere teslim etti. Oteline dönüp şezlonguna uzandığında, yüreğine ağır bir taş oturdu. Yaşamında tanıklık ettiği bir sürü büyük savaşı aklından geçirirken derin bir soluk aldı ve kendi kendine:

 

“Savaşlar ne acımasız…” diye hayıflanırken insanların birbirlerini öldürmediği, yerinden yurdundan etmediği gelecekteki güzel günleri düşünüp durdu.

 

Savaş, 16 Eylül 1922 Cumartesi günü, Çeşme’nin ana meydanında son kurşunların atılmasıyla sona erdi.

 

Çiftçi Musa ve bakkal Aleko, Rasim Palas Oteli’ndeki kader gecesinden sonra, ne yazık ki bir daha hiç görüşemediler…

 

  Bu haber 279 defa okunmuştur.

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER YEREL Haberleri
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  HABER ARŞİVİ
  HAVA DURUMU
  ANKET Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
  NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
  HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI