Bugun...
SON DAKİKA

CHATHAM HOUSE DİREKTÖRÜ ALİ KOÇ VE ÖNCÜLERİ

 Tarih: 26-05-2024 10:55:00
RUHİ ÇİLEK
70’li yılların sonlarında Erol Toy’un “İmparator” adlı özellikle döneminde çok ses getirmiş kitabını okumuştum, artık aramızda olmayan Vehbi Koç’un hayatını muhtemelen de korku belasına Fehmi Çok adlandırmasıyla yazmış, esasen de, Türkiye Cumhuriyetinin TBMM ile temellerinin atılması, Türkiye İş Bankası’nın kuruluş süreci ve devamında ülkenin kalkınma hamleleri, Ticaret Odaları ve Sanayi Odalarının kuruluşları, beynelmilel şirketlerin mümessilliği, montaj sanayi, siyasi ilişkiler, sosyal pozisyon almalar üzerinden Canım Yurdumun yazar gözünden takdimi babında… Orada anlatılan olayların ve mezkûr olayların başrol oyuncularının ayak ve el izlerini sonraları okuduğum Canım Yurdumun siyasi ve sosyal tarihinde hep gördüm… Mesela; Almanya Faşizminden kaçan Yahudileri taşıyan meşhur “Struma” adlı gemiden kurtarılan Amerikan Standart Oil Romanya müdürü muhteremin kurtarıcısı olarak Vehbi Koç’un adını, Hakan Akdoğan’ın “Struma karanlıkta bir ninni” ve Halit Kakınç’ın “Struma” adlı kitaplarında bir şekilde hep gördüm ve daha bir dolu kitap ve belgede olduğu gibi… Keşke tüm insanların hayatlarını kurtarabilse idi, alkış gerekir bir durum olurdu bence, lakin böylesine seçkinci ve talimata dayalı olunca konu, bu kabil yargılar da gayet isabetlidir. Bilindiği üzere “Struma” adlı gemi Romanya üzerinden Filistin’e kaçan Yahudileri taşıyan bir gemidir, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin Almanya ile olan iyi ilişkilerinin özellikle de krom ihracat rejiminin bozulmaması adına ne bu insanların karaya çıkmalarına izin verilmiş ne de Boğazları geçerek gemi ile Filistin’e ulaşmalarına… Sonuçta, mezkûr gemi 72 gün bekletildiği Boğaz girişinde içindeki 769 yolcusu ile birlikte, kimilerine göre bir Alman denizaltısı tarafından kimilerine göre de Karadeniz’in azgın dalgalarına dayanamayarak batmış ve 1 kişi hariç tamamı hayatını kaybetmiştir. Üstüne üstlük tamir edeceğiz numarasıyla da motoru alınmış halde idi mezkûr gemi, yani motorsuz… Gemiden, ABD’nin araya girmesi ile Vehbi Koç delaleti ile bir aile kurtulmuştur, şimdiki Mobil Oil, o zamanki Standart Oil Company Romanya müdürü… Peki, o tarihte Türkiye’nin Almanya ile olan Krom ticaretini kim üstlenmiştir, Vehbi Koç… Bu ticaret sebebiyle ABD tarafından yaptırım uygulanan kimdir, Vehbi Koç… Şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nin bu kadar yüksek güvenlikli tedbirler ile karşıladığı bu gemiden kurtarılan Standart Oil Company Romanya müdürünün kurtarılması operasyonuna, Vehbi Koç hangi gücü ile aracılık etmiştir… Esasen ABD direk kendisi girişimde bulunmayıp da Vehbi beyden ricacı olmuştur… Ayrıca Vehbi Bey “kara listede” ise eğer hangi sebeple ABD onu seçmiştir, vs vs…

 

 

Şimdilerde de, Can Dündar’ın hazırlayan olarak takdimi “Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç” adlı kitabı okudum. Kitap aslında Erol Toy’un isimleri değiştirerek de olsa yazmış olduğu kitaptaki söz konusu olayların bu taraftan anlatılması, eğer Toy iddialarında doğru ise ki ben öyle hissediyorum Koç’un anlattıkları “suçsuzum, beraatımı talep ediyorum” tarzında… Mesela Toy; bidayette daha bakkal iken kayıtlara “kurtlu peynir vakası” diye düşen vakada, Koç’u peynirleri temizleyip aklayıp paklayıp satmak, Dündar ise esasen bu peynirler kurtlu olması gerekir iken gereksiz kurt temizliği yaparak satmış şeklinde anlatmaktadır. Artık hangisinin doğru olduğuna ahali karar verecektir, ne diyelim… Lakin taaa o günlerden bugünlere bazen Tarım Bakanlıklarının bazen Gıda Bakanlıklarının pasa “tağşiş” kararnameleri yayınlamalarına bakılınca da konu bal gibi ortadadır. 

Hani bir de bize CHP’lidir diye anlatılması var ya, tam evlere şenlik… Evet, doğru CHP kaydı var, lakin faaliyet yok, para yardımı dışında… Peki, ne zaman bu yardımlar, tek parti döneminde, sonra çok partili dönemde ne var, şüphesiz para yardımları var, kimlere var diye bakıyoruz, Yassıada Mahkemelerine de yansımış biçimi ile Demokrat Parti’den, Millet Partisine ve tabii ki CHP’ye… Yani klasik iş adamı taktiği riskleri yaymak, yumurtaları aynı sepete koymamak uyanıklığı… Valla ben demiyorum, anılarında öyle diyor, mahkeme kayıtlarını belge olarak gösteriyor, vs vs… Diğer taraftan Demokrat Parti lideri Adnan Menderes’in ABD nezdinde Vehbi Beye kefaletleri ve bu uğurda yazılan kefalet mektupları, mezkûr kitabın sayfalarında da yerini almış… CHP’den istifasının talebi üzerine nasıl başarılı savunma yaparak Başvekil’i istifa baskı ve talebinden vaz geçirdiğini görüyoruz yine… Ayrıca mezkûr muhteremin CHP kaydı konusunda çok baskı yaptığı söylenen DP’lilerin başta da Adnan Menderes olmak üzere tamamı CHP’lidir, dönem itibari ile… İnanmayanlar, Yavuz Ergun’un “CHP’li Menderes” kitabına başvurabilirler. Peki, CHP’li diye dışlandı ise başta Bayındırlık Bakanı Medeni Berk olmak üzere tüm Bakanlar ve Başvekil ile her daim ve dahi sıra dışı bir sıklıkla görüşmüş olmaları nasıl izah edilecek… Hani Başvekilin düşman tayin ettiklerini nasıl bertaraf ettiği konusunda yaygın kabullerin olduğu bu dönem zarfında… Mesela, bir dolu Amerikan firması mümessilliği dönemindeki en önemlisi olan Standart Oil (Mobil Oil) önce Ankara Mümessilliği bilahare İstanbul dışındaki tüm Türkiye mümessilliği döneminde adının Başvekillik nezdinde bile “Akaryakıt Kaçakçısına” çıkmasına nasıl yaklaşılmalı, iddialar ve savunmalar ve dahi neticeler karşısında ne demeliyiz? Mesela, Demokrat Parti, bu muhtereme çok karşı diye takdim ediliyor ya, haydi soralım peki çok karşı idi de “Ereğli Demir Çelik Sanayi İdari Meclisine” neden seçiyor kendisini? 

Mesela, Koç Şirketler grubundan birinde genel Müdür olan birinin Demokrat partiden milletvekili adayı olması nasıl izah edilecek bu düşmanlık iddiaları içinde… Mezkûr kitapta, Yassıada Mahkemelerinde bir soru cevap bölümü var ki tam da benim muradıma tercüman; Sanık eski Bakan tarafından tanık sıfatlı Vehbi Bey'e sorulması talebiyle Mahkemeye iletiliyor, “Hükümette bulunan şahısların işlerine zarar iras edebileceğini mülahaza ettiği bir piyasada yeni teşebbüsler kurup veya henüz kurulmuş teşebbüslere ortak olabilir mi?”… Peki demokrat Parti döneminde teşebbüs edilen işler, tesis edilen ortaklıklara bakılınca sorunun ne kadar mühim olduğu zuhur etmez mi?

Nihayetinde, kapitalizmin kurallarını layığı ile hatmetmiş ve amel etmiş bir işadamıdır Vehbi Koç, beğeniriz, beğenmeyiz, Canım Yurdumun Cumhuriyet devrinin en önemli figürlerinden biridir… Küçük bir bakkal dükkânından ekonomik-politik bir imparatorluğa tırmanışın ekseninde, beynelmilel güçlerle mümessillik ve yatırım ilişkileri, ülke ve toplumun içinden geçtiği politik dönemeçlerin tarihsel gelişiminin destanıdır adeta.

Şimdi gelelim torun Ali Koç’un "Kemalist’liğine", hani Kemalizm’in en önemli umdesidir diye bize anlatılan, “Tam bağımsızlık benim karakterimdir”, peki o zaman dünyanın en etkili 2. Think-tank kuruluşu seçilen Chatham House mütevelli heyeti üyeliği ve direktörlüğü nasıl izah edilecek… Bu Chatham House, politik çevrelerde “Dünya Derin Devleti” diye bilinmektedir açıklaması yapmama gerek yoktur sanırım… İlaveten Türkiye’nin parçalanma projesi “Sevr Antlaşmasının” telifini elinde bulundurduğu iddiası kanıtlanmayan lakin asla nihayetlenmeyen beynelmilel emperyal bir kuruluştur. Konuyu anlamak ve bilmek için azıcık okumak kâfidir, ama araştırmak yerine anlatılan masallara inanmak daha kolay ve daha az maliyetlidir.  Ali Koç için “Kemalisttir” bilgisini harika şekilde mütemadiyen yayma görevlisi, Kenan Evren’in “bizim Uğur” diye takdimi muhterem Uğur Dündar’dır, esasen bu muhterem kendisinden menkul kerametle kim Kemalist, kim değil tespit ve tayin yetkisine haizdir ya... İlaveten bize duayen araştırmacı diye takdim edilir de, bir türlü yıllanmışlığı dışında duayenlik gerektiren bakkal, fırın, lokanta harici ne araştırdığı pek anlatılmaz… Gemiye helikopterle iner, teröristlerle konuşur, helikopteri kim tahsis eder, uçuş yetkisini kim verir, teröristler herkesi rehin almış iken ona hangi sebeple bir şey yapmazlar, meçhul oğlu meçhuldür. Netice itibari ile duayen araştırmacıdır, burada isteyenler tıpkı benim gibi gülebilir… Peki, muhteremin anlattıklarının bir geçerliliği var mı? Maalesef yok… İnanan var mı, maalesef çok… İnananların bir kısmı Galatasaraylı olsa bile çoğunluğu da maalesef Fenerbahçeli… Ne diyelim “algınız” bol olsun…

  

  Bu yazı 526 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI