Bugun...
SON DAKİKA

Depremzede aile, Çeşme'de, poğaça-börek satarak hayata tutunuyor

6 Şubat depreminde, Antakya'da, 3 çocuğu ve eşi ile birlikte, kendi çabalarıyla enkazın altından çıkmayı başaran Deniz Kit, Çeşme futbol sahası yanındaki büfelerinde poğaça, börek, kurabiye ve Antakya'nın yöresel lezzetlerini evlerinde yapıp, büfelerinde satarak, çocuklarını okutmaya ve hayata tutunmaya çalışıyor. Deniz Kit, hayata tutunma mücadelesini, "Bizim tek derdimiz, kum tanelerini üst üste koymak, tuğlaları değil" diyerek ifade etti.
facebook-paylas
 Tarih: 07-02-2024 12:51:19  -   Güncelleme: 08-02-2024 10:01:19

Depremzede aile, Çeşme'de, poğaça-börek satarak hayata tutunuyor

6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve 11 ilde büyük yıkıma neden olan, 53 bin 537 kişi öldüğü, 107 bin 213 kişinin de yaralandığı deprem felaketinin birinci yıldönümünde, deprem acısını yaşayan ve depremin hemen ardından 3 çocuğu ve eşi Aylin Kit ile beraber, kendi imkanları ile enkazın altından çıkan Deniz Kit, o anları şöyle anlattı:

 

"3 çocuğum var. O gün okul heyecanı vardı. Yarı uyur, yarı uyanıktık. Saat 04.17'de bir sarsıntı başladı. Depremi daha önceleri de yaşadığımız için, depremi bilen insanlarız. Daha önce 6,4 büyüklüğünde bir deprem yaşamıştık. Yaşadığımız depremler, 5-10 saniye sonra pik yapar ve geçerdi. Saat 04.17'de yaşadığımız depremin de öyle olacağını düşünmüştük. Oğlum kapıya doğru fırladı. Eşim yetişti. Onu tuttu. Çünkü merdivenlere doğru gidiyordu. Onu tuttu, çekti. Hepimiz çekyata oturduk. Birbirimize sarıldık. O şekilde depremin geçmesini bekledik. Korkunç bir andı. Durdu duracak diye beklerken bina yan yattı. Yan taraftaki çatı çöktü. Çatımız üzerimize şimdi inecek diye beklerken, babam başına darbe aldı. Parmağı kırıldı. Annemin kaburgaları kırıldı. Kapıdan dışarı çıkmaya çalıştık. Ama merdiven yoktu. Bina yan yattığı için o meyilden yavaş yavaş dışarı çıktık. Ayağımızda ne ayakkabı ne terlik vardı. Yan taraftaki abim, yengem ve kuzenlerimi aramak için bir daha yukarı çıktık. Molozlar arasında arayarak onları bulduk ve çıkardık. Her taraf karanlıktı. Elektrik yoktu. İşin vahametini gün ağarınca gördük. Çevremizdeki binaların hepsi yıkılmıştı. Her taraftan imdat sesleri duyuyorduk. İşin vahim tarafı, imdat seslerini duyuyorduk, ama yardım edemiyorduk" diye anlattı. 

 

"Araba krikosu ile enkazı kaldırmaya çalıştık"  

 

"İmdat diye bağıranlara yardım edebilmek için çırpındıklarını belirten Deniz Kit, "Araba krikosu ile enkazı kaldırmaya çalıştık. İlk 3 gün hiçbir yardım gelmedi. Bir Allah, bir biz vardık. O günler nasıl geçti, bilmiyoruz. Bir buçuk ay sonra çadır verildi. Bir çadırda 11'i çocuk, 31 kişi kaldık. 1 Paket makarnayı, biz yemeden 3 gün çocuklara yedirdik. Öyle büyük bir afet ki, Allah bir daha yaşatmasın. 65 saniyelik depremde bütün statüler sıfırlandı. Enkazlardan topladığımız tahta parçalarını yakıp, iş insanı da, emekçisi de, işsizi de, emeklisi de o ateşin etrafına oturup ısınmaya çalıştık. İlk 9 gün boyunca su da, elektrik de yoktu. Dolu yağıyor, sığınacak bir yer, bir battaniye yok. Can güvenliği sorunu vardı. O kadar çok mülteci vardı ki, sen anneni, babanı, eşini, çocuklarını düşünürken, adamlar kuyumcuları soymaya kalkıyordu. Onlar alışmış. Ha savaş oldu, ha deprem oldu" dedi. 

 

"Antakya'dan çıktığımda sadece 3 liram vardı"

 

Depremin ardından Antakya'dan ayrılışını da anlatan Kit, "Biz Hatay'dan hiç ayrılmayacaktık. 27 Mart'ta okulların açılacağı açıklanmıştı. Okul için büyük çadır kurdular. Çocuklarımın eğitimi için 27 Mart'ı bekledik. 27 Şubat'ta İzmir Narlıdere'den 2 avukat, yardım için bizim bölgemize geldi. Kendilerini tanımıyorduk. İzmir'e gelmek isteyen aile olursa yardım edeceklerini söylediler. Kız kardeşim ve eniştem avukat. Kız kardeşim, o avukatların telefonunu vererek, 'abi, buradan çıkmak istersen avukatları ara' dedi. Aradım. Ev, iş istemediğimi, çocuklarımın eğitiminin önemli olduğunu söyledim. 'Tamam, ayarlayacağız' dediler. Seyrek'e geldik. Başka lise yokmuş. Özel okula gittik. 'Sizden okul parası almayacağız. Ama ders kitabı parası 50 bin lira' dediler. Ben Antakya'dan çıktığımda sadece 3 liram vardı. 'Düşünelim' dedim. Seyrek'ten ayrılmak zorunda kaldık. Çeşme'ye geldik. Depremzedelerin yerleştirildiği Karayollarının tesislerine gittik. Artık misafir almadıklarını söylediler. Balkonu gösterdim. 'Benim için şu balkon kafi. Naylonla kapatırım' dedim. 'Olur mu? Bir şeyler ayarlarız' dediler. Sonra bir oda ayarlandı. 2,5 ay kadar orada kaldık. Çocuklarım Çeşme'de eğitime başladılar. Biz de eşimle, hayatımızı idame ettirmek için çalışmak istedik. Çalışma izni olmayıp, kaçak çalışmak isteyen mülteci olur ya, biz de öyle olduk. Butik oteller, bizi sabahın 07.00'sinden 21.00'ine kadar çalıştırdılar. Ben ve eşim, bulaşık, temizlik her işi yaptık. Bize günlük 300 lira verdiler" diye konuştu. 

 

"Okul Müdürü Hikmet Aykut ve Nuri Ertan sayesinde barınma sorunumuz çözüldü"

 

Çocuklarının eğitimine büyük önem verdiğini vurgulayan Deniz Kit, "Kızımın okul birincisi olduğu Sıdıka Kelami Ertan Ortaokulu Müdürü Hikmet Aykut yanıma geldi. Kızımın çok başarılı olduğunu, kurslara katılmasını istedi. Ne olacağımız belli değildi. Belki geri dönecektik. Kalacak yer sıkıntımız da vardı. Hikmet bey, 'bir yeri arayacağım' dedi. Eski Belediye Başkanı Nuri Ertan'ı aramış. Yanına gelmemizi istemiş. Gittik. Problemimin ne olduğunu sordu. Barınma sorunumuz olduğunu söyledim. 'Bir yer var, git gör' dedi. Gittik. Çok kötü durumdaydı. Ama 'tamam' dedım. Eşim, çocuklarım, 'nasıl oturacağız burada' dediler. 'Yaparız' dedim. Fayansı kırdım, onunla duvarlara alçı çektim. Çocuklarımla beraber yer döşemesini, tuvaleti yaptık. Allah razı olsun, onun sayesinde barınacak yerimiz oldu" diye anlattı. 

 

"Belediye Başkanımız Ekrem Oran sayesinde de büfemizi açabildik"

 

Barınma sorununun çözülmesinin ardından çocuklarının eğitimini yapabilmesi ve geçimlerini sağlayabilmek için börek, poğaça ve Antakya'nın yöresel lezzetlerini satabilecekleri yer arayışına girdiklerini belirten Deniz Kit, "Belediye Başkanımızla görüşebilmek için randevu istedim. Çok yoğundu. Kabotaj Bayramı'nda karşılaştık. Görüşme fırsatımız oldu. Durumumuzu anlattım. Karayolları tesislerine geldiğinde yöresel yemek yapıp satmak isteyenlerin olup olmadığını sorduğunu hatırlattım. Hemen Şerif Vural'a talimat verdi. Sağolsun Şerif bey bizimle çok ilgilendi. Futbol sahasının yanında bu büfenin yapılmasını sağladı. Bu büfe yeri bize verildiğinde çok söz söylendi. 'Ya mafyadır, ya başkanın akrabasıdır' dendi. Sanki bana buranın tapusunu verdiler. Neden göze batıyoruz, bunu anlamıyorum. Bizim derdimiz, çocuklarımın okuması ve hayata tutunabilmek. Başka hiçbir amacımız yok. Evimizde yaptığımız börekleri, poğaçaları, kurabiyeleri, içli köfteleri ve Hatay bölgesinin lezzetlerini yapıp, büfemizde satarak, çocuklarımı okutmaya ve geçinmeye çalışıyoruz. Hepsi bu" şeklinde konuştu. 

 

  Bu haber 1009 defa okunmuştur.

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER YEREL Haberleri
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
  HABER ARŞİVİ
  HAVA DURUMU
GAZETEMİZ
  ANKET Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
  NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
  HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI