Bugun...
SON DAKİKA

İZMir’in yeni akımı AnkaraİZM, İSTanbullular Artık AnkaraİST

 Tarih: 31-03-2024 08:45:00
AYŞEİ YASEMİN YÜKSEL

Kaç kuşak öncesinden kalma eski bir küre gibi Dünya’nın topraktan cilasının altı çatlaklar ile dolu. Dışında güzelliğin taç giymiş halince dağlar yükselirken içi fay fay parçalanmış yeryüzü porselen kâse değil ki kintsugi sanatı ile çatlakları eskisinden de sağlam hale getirilebilsek! Taştan, kayadan yüzlü Dünya içten içe bir kırıldı mı üstünde güya dimdik duran kule imiş, gökdelen imiş önemi yok, domino taşı gibi düşüp, üst üste yığılabilirmiş. Ama nerenin, nasıl kırılabileceği bilinirse üstelik bilmekle kalmayıp, o bilgi uygulamada yaşam bulursa, en şiddetlisinden de olsa depreme bakmaksızın yaşamlar sürebilirmiş. Çatlakları, kırıkları altın tozu ile yapıştıran kintsugi sanatının yuvası Japonya’nın yaptığı gibi. Kâseler, sanatı bilenler sayesinde kırılmadan önceki hallerine dönebiliyorlar; ya bizde?

 

Bizde hiçbir şey eskisi gibi bile değil artık!  En vazgeçilmez kentlere, daha da ötesi felsefeden bağımsız gelişen “-izm”lere kadar. Malum, realizm, egoizm, fütürizm ve nicesi vardı vaktinde. Bir de fütürist, realist, sürrealist, idealistler vardı! Evvelce yaşanıp, geçiştirilen bir depremin ardından yakınlarda yaşanan yine pek acı bir deprem sonrasında bilindik tüm “–izm”ler silinmiş olmalı. Öyle ki “en sevilen yanı İstanbul’a dönüşü” denilmiş bir kent, başkent Ankara, realizmin de başkenti oldu tam şu sıralar. Kuzeyden güneyden, doğudan batıdan herkes Ankara yoluna dökülmüş halde. Hep oralara göçülen İzmir’den İstanbul’a kadar hem de.  İsterse Ege’de, İstanbul’da denizi görmeden seneler geçirseler de yine de böylesi sahil kentlerinden sokakları denize çıkmayan bozkır bellenmiş bir kente yolculuğu akıllarına getirmeyecekler, akın akın Ankara’ya geliyor. Deprem kaynaklı yepyeni bir “-izm” doğmakta sanki. Başka koşullarda yerinden oynamayacak bir İzmirliyi ancak yeni bir akım yerinden kıpırdatabileceğinden Ankara’ya göç eden İZMirli olsa olsa “AnkaraİZM akımına kapılmıştır; böyle bir İSTanbulluya da AnkaraİST denilebilir, denilse denilse.

 

İstanbul’da çok büyük bir deprem beklendiğini, bin dokuz yüz doksan dokuz depreminden en az on beş yıl önce inşaat mühendisi bir arkadaşımdan dinlemiştim. Konu, Antalya’nın zemininden açılmıştı. Antalya toprağı, suyu süzermiş. Damıtıp, temizlermiş. O yüzden fazla altyapı gerektirmeyen bir zemine sahipmiş Antalya.  Zeminleri bunca bilen biri, söz açılmışken elbette İstanbul’u da anacaktı.  Taşı toprağı altın bilinip, “Boğaz, deniz” diye diye gidilen bir yerin taşının toprağının altının pek çürük olduğunu duyunca bir şaşkınlıktır kaplıyor bünyeyi!

 

O konuşmadan hayli sonra, bir Ağustos sabahı yaşadı büyük depremi İstanbul. Her yanı su ile çevrelendiğinden pek kıt toprağının altının çoğu yerde hiç sağlam olmaması çok özel bir yer yapmaz mı bir kenti? Öyle narin, kırılgan bir kent,  bostanı, yalıları, bahçesi manolyalı ahşap konakları ile bozulmadan, aman aman büyümeden olduğunca biblo gibi kalmalı iken tarihi yerlerine, yedi tepesine bulutları delerek bakan  “tower”lar yani kuleler ile böğrüne dev iğneler batmış hale çevrilirse?  Hem de yeni bir depremin eli kulağında olduğu biline biline? Deprem ne yapsın?

 

İçinde oldukları yaklaşımlardan, anlayışlardan, bakışlardan, zihniyetten bunalarak bin beş yüz kilometre hatta daha fazla tutacak uzaklıklara koşanlar belki gittikleri yerde bunaltılarından kurtulsalar da oraları bunaltanlara dönüşüyorlar bu kez.  İşin doğrusu da, gerçeği de bu, neresinden bakarsak bakalım! Bu yüzden çok zorda kalmış kentlerimizden ikisi İzmir ve İstanbul. Tüm geri kalan şehirlerde yaşayanların İstanbul gibi daracık iki yakalı bir kente yığışması da, İzmir’e doluşma yarışı da bitmedi hiç.

 

Darası belli İzmir, göç aldıkça kabına sığamayan bir yere dönüşünce göç almanın bunalmak, boğulmak demek olduğunu, bitişik halde set gibi uzanan binalardan arka sokaklara rüzgârın erişememesi olduğunu anladı. Bir insanlar anlamadı ama kentleşmenin istiflenmek olmadığını! Hem de ha oldu, ha olacak büyük bir deprem tam tepede dolaşıp dururken…

 

Doğa, insanlar depreme hazırlıklıymış, değilmiş dinlemez. Kendi yasaları uyarınca takvimine göre işler. Doğada pas geçmek yok.  Hala kırılmayan fay, biriken enerji varsa onu boşaltmalı imiş önü sonu.  Hepten biliyoruz ki İzmir de, İstanbul da böyle bir gerçeğin üzerine kurulu kentler. Bin dokuz yüz doksan dokuz büyük depremini yaşamış İstanbul’un karşısında durup bakınca bugün İstanbul’da yaşayan çoğu kimsenin neden AnkaraİST kesildikleri yiten o siluetten anlaşılıyor. Haa, şimdilerde akın akın İstanbul’dan Ankara’ya göçenlerin tümü deprem nedeni ile değil, bambaşka nedenlerden ötürü de orayı boşaltıyor olabilir bir yandan da!

 

Ankara’daki tabloya bakılırsa can havli ile kendini buraya atanlar tek İstanbul, İzmir, Erzincan, Elazığ, Malatya, Adana, Bursa, Yalova’dan değiller. Deprem yaşamış yerlerden çok deprem beklenen her yandan göç alıyor Ankara şu sıra. Nüfusu pek muhtemel ki ikiye katladı; ama alt yapısı, barajı, yolları hala aynı. En son metro yapımımız, on yıl önce yarıda bırakılıp, devredilmişti. Bir geceden sabaha gerçekleşen aşırı kalabalıklaşma nedeni ile Ankara’nın çehresi sanki şehirlerarası yolculuklarda, her yönden yolcu taşıyan otobüslerin mola verdiği dinlenme tesislerini andırır oldu.  Yollar, seksen bir ilimizin plakalarını taşıyan araçlar ile dopdolu.  Öyle oluyor ki tek bir Ankara plakası görmediğimiz oluyor yolda. Kentinizin plakası özlenir miymiş? Özlenirmiş! İstanbul plakası taşıyan araç sürücüleri bir psikolojideler ki marketlerin otoparklarında ille yan yana durmak eğilimindeler. Boş park yeri de bulunmaz oldu hiçbir yerde, böylesi beklenmedik bir artış yaşanınca.

 

Elbette can güvenliği için daha güvenli yerlerde olmak gerek. Bunu kabul etmeyecek tek kişi de çıkamaz. Ancak mevcut imkânları belli olan, yol kapasitesinden su kapasitesine ortada bir kent, diyelim ki Ankara, eldeki koşullar içinde daha kaç kişiye yetebilir? Bir metrekareye kaç kişi düşebilir? Çözüm, bunca zamandır yakın bir gelecekte çok büyük deprem yaşayacağı bilinen yerleri kibarca bu tasadan kurtarmakta mıydı yoksa yumurta kapıya gelince orada yaşayanları zaten metropol nitelikli başka bir kente boşaltmakta mı?  Ki her kentin kendince çözüm isteyen yığınla sorunu varken? Ulaşımdan suya, hava kirliliğinden barınmaya, gıdadan okul, doktor sayısına ve nelere…

 

Yollarda trafik çıldırdı şimdilerde Ankara’da. Yollar tekinsiz. Zaten epeyce var olan kural tanımaz, cana saygısız mirasyedi kılıklı yeni yetme veletlerden geri kalan sürücülere bir de her yandan doluşanların alışkanlıkları, eğilimleri eklenince başka ne olabilirdi? Ankara’ya sığınanların tutup açık araç penceresinden boş sigara paketlerini, çikolata, yemiş  ambalajlarını yollara fırlatmalarına ne demeli?

 

Geçen yıla kadar boş yüz binlerce konut fazlası olduğundan yeni inşaatlara uzunca bir süre gereksinim duymayacağı bilinen Ankara’da inşaatlar da çıldırdı. Kule dikmelere doyulamıyor. Bu arada Türkiye deprem kuşağında olduğundan haliyle Ankara’da deprem bölgelerinden biri! Ve doğu bölgemiz kadar akarsu zengini olmadığından her yaza girerken kuraklık korkusu yaşanır ille.

 

Doğup büyüdükleri kentleri yerle bir olduğundan evsiz, iş yersiz kalmış, yakınlarını kaybetmiş deprem bölgesi insanlarımıza kucak açmaktan kaçınan hiç olmadı Ankara’da. Ancak ansızın oluk oluk göç almak, bir anda tüm koşulları değiştirip,  harcanan sudan, çıkan çöpten, trafik yoğunluğundan ulaşıma dengeleri altüst edeceğinden ortaya çözülmesi gereken yeni sorunlar çıkacak haliyle. Sonuçta İstanbul ve İzmir depreme ne kadar hazırlıklı idiyseler Ankara ve benzer durumdaki kentler de her gün çaaat kapısından iç göçe göç almaya o kadar hazırlıklı idiler.

 

Eğer böyle giderse yani beklenen depremlerden zarar görmemenin çözümü günün sonunda göç olacaksa bırakılıp gelinen yerler sahipsizlikten bomboş kalarak, göç edilip gelinen yerler de dolup taşmaktan boğulacak. Susuz kalmak da cabası. Suyun yetmediği yerde başta salgın hastalık olmak üzere neler baş göstermez ki!

 

Ankara tablosuna bakınca şu mu anlaşılmalı; deprem ile baş etmeyi, depremden kaçma mı sanıyoruz?

  Bu yazı 383 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI