Bugun...
SON DAKİKA

ADANALI ve KÜFÜR

 Tarih: 24-03-2024 11:52:00
RUHİ ÇİLEK

Adanalı “allöş” dedirtecek kadar şaşırtır sizi sıra dışı davranışları ile, o kadar çoktur ki bu sıra dışı olunan mevzular, yaz yaz bitmez… İnsana biraz da sokak ağzı ile olacak lakin “Hastasıyım” dedirtecek nevidendir. Hayatımın çok önemli 2 bölümü Adana’da geçtiği için müthiş hatıralar biriktirdim, bu “dünyanın en büyük köyü” diye bilinen kentinden ve ahalisinden… 

 

Adana delikanlısı, ayakları havalansın ve koku yapmasın diye, kundurasının “forduna” basar… Adanalı ayağını yorganına göre uzatmaz, uygun yorganı yoksa yorgansız yatar… Adanalı yangın durumunda, ilk kurtarılacak eşya olarak “mangalını” görür… Adanalı anlayacağınız biraz acayiptir, her lafı kaldırmaz… Adanalı “godu mu oturtur”, en azından öyle bilinir… Yetişen çok önemli yazarlar ve sinemacılar dışında kalan sıradan Adanalılar çok ve boş yere konuşmaz az ve öz konuşur, “eşkere konuşmak” ona münasip düşmez… İşte sıra dışılığın bazı referansları…

Müthiş keyifle okuduğum yazar Süreyya Köle kitabı “ABİDİNPAŞA CADDESİ”ndeyi, neredeyse tamamı şahitliklerime benzer hikâyeler anlatınca, hem kitabı referans alarak, hem de şahitliklerimi tekraren hatırlayarak birkaç yazı yazdım… Adanalı için yaygın bilinen ve tekrarlanan bir söz vardır… Adanalı küfürbazdır… Evet, doğru maalesef hayatımı çok etkileyen bu kent ve insanı beni de bu konuda derinden etkilemiştir… Anlayacağınız ben de biraz küfürbaz oldum çıktım… Adanalı için bir ayrıcalık olmalı diye düşünürüm bu konuda, Adanalının ne söylediğinden ziyade ve azade nasıl söylediğine dikkat edersek, yahu bu kötü kelam bu kadar mı güzel söylenir diye düşünmeden geçemem… Kahvehanede oyun oynarken, muhabbet ederken, stadyumda maç seyrederken, okulda sınavdayken, öğretmenle ya da komşusu ile konuşurken, yolda yürürken, tarlada çalışırken hülasa hayatın her alanında, her anında duruma uygun sunturlu, kalaylı küfür sallamak bir marifetmiş gibi anlatmaya çalıştığımı zinhar düşünmeyin… Sanki çocukluktan itibaren bir eğitilme durumu yaşanıyor… Dedim ya, ne söylendiğinden ziyade nasıl söylendiği önemlidir diye, adam “k” harfini nasılda ağdalı, vurgulu ve burgulu “g” olarak söyler, bazı kelimelerdeki tek “r” nasıl üstüne bastırılarak 3 “r” olarak söylenir, vallahi nasıl anlatayım o tılsımlı söyleyişi bilemedim… Lakin mutlaka bir “esas” Adanalıdan herkes minimum 1 defa dinlemeli…

Adanalı ezelden beri “Allaha” küfür eder diye bilinir ya, benim anladığım bahse konu “Allah” ile kast edilen “Allah” aynı değildir, yani mezkûr ifadenin bildiğimiz Allah ile bir ilişkisi yoktur… Zinhar bizim Allah’ımızla alakası yoktur, yani… Gerçi 1980’li yıllarda büyük yankılar uyandıran bir cinayet bile hatırlıyorum buna benzer bir küfür yüzünden… Bir zincir mağazanın silahlı güvenlik görevlisi ki zincir mağazaların sahipleri gibi dini hassasiyetleri yüksek birisidir haliyle, mağaza önünde kavga eden 2 kişiden birini “Allaha küfür ediyor” gerekçesi ile silahını çekip öldürüyor… Lakin bu tür vakalar çok çok ender vakalardır benim bildiğim… Adanalının küfürleşmeleri genel manada hakaret içermeyebilir, bazen taltif ve takdir amaçlı da olur mezkûr galiz küfürler… Peki; sadece Adanalı erkekler mi küfür eder, şüphesiz hayır, Adanalı “bacılarımızı” da hiç tefrike tabi tutmamalıyız bu konuda… Öyle şahitliklerim oldu ki, mahalle aralarında asla ve kat’a erkekleri aratmazlar… Adana’da bulunduğum 2. dönemde bir önceki döneme göre küfürlü konuşmaların, küfürlü hayatların azaldığını müşahede ettiğimi de söylemeliyim… Anladığım kadarı ile en önemli sebep, sosyal, kültürel ve dini hassasiyetleri çok başka olan kesimin, yoğun göç ve hicretine hedef olmasıdır, Adana’nın… 

Duyduğum akla zarar, dudağa ziyan, kulağa düşman, dimağa hüsran küfürler var, özellikle futbol maçlarından hatırladığım… Adanalı bu konuda kimseye müsamaha da gösteremez, tıpkı karşı takımın oyuncusuna ya da taraftarına olduğu gibi hiç tereddütsüz ve gözünü kırpmadan kendi tuttuğu takım oyuncusuna ve taraftarına da aynı dileklerini, duygularını ve taleplerini bihakkın sunar… Bila istisna, her şeyi ve her kesimi küfür mevzuu ve hedefi yapar rahatlıkla… Gelmiş, geçmiş, ana, avrat, bacı, feriştah, eşik, beşik, karın, kucak, sırt, sıra, ön, arka, uğraş, meşrep, sahiplik, din, iman, mor mintan demeksizin sadece hakaret ve tahrik etme amaçlı sövgü öznesi ya da nesnesi oluşturmaz, bazen de övgü ve tebrik öznesi ve nesnesidir… Burada asıl olan vurguyu ve tonlamayı yakalayarak övgü mü, sövgü mü kararı vermektir aksi takdirde, maazallah… Yine şahitliğim çerçevesinde, Adanalının en standart küfrü de sanki bir noktalama işareti babından olmak misali; “damına konduğum” olup sarf edilen her cümlenin sonunda rolünü layığı ile oynar,  esasen de konduğum burada “goyim” şeklinde tasarruflu bir hal almaktadır. Lakin bu küfrü vaziyet zinhar hakaret maksadı ile kullanılmaz, zaten muhatap da hakaret telakkisinde bulunmaz, tamamen bir heyecan vurgusu, mutluluk ifadesi, kızgınlık halinin hayıflanması, sevinç halinin şiddetli tebarüzü, üzüntülü durumun altının çizilmesi, vs gibi ruh hallerinin anlatıma katkısı manasında dışavurumudur.

Süreyya Köle, kitabında, ünlü mizah yazarı Muzaffer İzgü’den aktarıyor; “Her zaman bir sövücü bulunurdu Adana’da; hem de parayla. Verirsin parayı, şaka olsun diye gider istediğin kişiye söver. Dayak yiyecekmiş, kovalanacakmış hiç önemli değil. İstersen zort da çektirirsin. O denli ustaları vardır ki Adana’da, sağ elini düdük yapıp koydu mu ağzına, başladı mıydı? Nağmeli nağmeli zortunu çekmeye, başlar, bir anda dönüverir, sanki çok duygusal bir ezgiymiş gibi dinlenirdi zort. Ondan sonra da sorulurdu: “bu zort kime?”

Birinedir. Az sonra anlaşılır, dudakları yayılır, gülümseme başlar. Zort çekilen mi? O da güler, çünkü şakayı kaldıracak denli kendine güvenlidir.”

Evet, sonuç itibariyle, Adanalının, ağzını doldura doldura, yuvarlaya yuvarlaya “k” harfini “g”ye terfi ettiren, “r” harfine de tek harf yerine 3’lü çektiren, bu uğurda önemli rol üstlenen bu halini, toplumun bir kesiminde oluşan karşıtlığa saygımızdan, fazlaca onaylamasak bile eksik kalması halinde de içimizin burulduğunu belirtmeliyim. Bir Adanalının, “orospu çocuğu” dediğinde, öylesine ta kalbinin derinliklerinden, öylesine içten, öylesine inanarak ve inandırıcı, öylesine samimi, öylesine sıcacık deyişine, o deyişteki sanatçı edasına, hatta o yaratıcılığa seyirci ya da şahit olunmadan, bu yazdıklarım kimseye hoş görünmez… Biz; “hakemin düdüğünün içindeki nohuta” sövebilme hülyasına ve dünyasına,  “hakemin elindeki bayrağın yan yan yürümesine sebep olmasının” tıbbi teşhisine dalmış iken, lütfen bu rafine küfrün Adana dili ve edebiyatına yaptığı katkıyı, fonetiğin ve yerel lehçelerin küfre kattığı lezzet ve zenginliği de kaçırmayalım. Burası önemlidir…

Yine mezkûr kitaptan bir alıntı ile sonlandıralım. “Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Adana’da geçiren, sonrasında Beyrut’a göç etmek durumunda kalan Ermeni lokantacı Bayramyan, yetmişli yılların başında, bir toplantı nedeniyle Beyrut’ta bulunan Adanalı Gazeteci Selahattin Canka ile tanışınca aralarında sohbet -Bayramyan’ın Adana özleminden kaynaklanıyor olmalı- küfür üzerine gelişir.

-        Siz saklayanlara bakmayın. Türkçe her Ermeni için ikinci ana dildir aslında. Ve aynı zamanda emsalsiz bir dildir bizim için Türkçe.

-        Emsalsiz bir dil mi?

-        Fransızca, İngilizce ve diğer dillerde sövün bakalım, Türkçeye erişebilir misiniz? Mesela, benim erkeklik uzvumu ananın kadınlık uzvuna tıkayım, deyin, bu laf kimi ırgalar ki? Bunu bana değil anama sor, deyip geçerler. Şimdi gel Türkçeye; “tahtını darabanı, iki tekerlekli arabanı… Küncüden ufak zürriyetinin üzerinde takla atayım…” deyince… Var mı böyle bir lisan?

Aslında Bayramyan’ın seçtiği küfür buram buram Adana kokunca, insan içten içe, Bayramyan sözünü “Var mı böyle bir lisan?” yerine

-Adana’ya gönderme yaparak- “Var mı böyle bir memleket?” diye bitirsin istiyor.”

  Bu yazı 631 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI