Bugun...
SON DAKİKA

ADANANIN YOLLARI TAŞTAN MI?

 Tarih: 01-04-2024 14:54:00
RUHİ ÇİLEK

Malumunuzdur, her türkünün bir hikâyesi vardır, aşk, doğa, özlem, hasret, ayrılık, kavuşma, sevinç, keder, acı, kahramanlık, savaş, din, ölüm, kayıplar, kaybetmeler, yokluk benzeri konuları tema alan hikâyelerdir hemen hepsi…

Türkü kelimesinin etimolojisine Nişanyan’ın Türkçe Etimoloji sözlüğünden bakınca; “Türkiye Türkçesi, türkī “Türk havası, yanık sesle söylenen uzun hava” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Türk özel isminden türetilmiştir.

tarihçe (tespit edilen en eski Türkçe kaynek ve diğer örnekler)

[Mercimek Ahmed, Kâbusname terc., 1432]

ġazel ve türkī ki ayıdırsın, ter ve ābdār ayt [taze ve canlı söyle]

[Filippo Argenti, Regola del Parlare Turco, 1533]

turchí: chanto

Şimdi adını maalesef hatırlayamadığım bir başka kaynakta da, şöyle diyordu “türkü” kelimesinin etimolojisine yönelik, “Türkler Anadolu’ya geldiklerinde kopuzları ile çalıp söyledikleri ezgilere, Anadolu’nun kadim milleti Kürtler Türk usulü çığırmak manasında “türkü” demişlerdir”. Doğru mudur değil midir bilemem lakin akla da çok aykırı durmamaktadır. 

Okuduğum “Abidinpaşa Caddesi” kitabında yazar Süreyya Köle, Çukurovalı meşhur yazarımız Demirtaş Ceyhun’dan aktarıyor; “Adana’da 1950’li yıllarda, Dörtyol ile İstasyon semtleri arasındaki yol asfalttı yalnızca. Geriye kalan yollarsa taştandı.

Kore Savaşı başlayınca dünya genelinde barut yapımında kullanılan pamuğun değeri arttı. Dünya piyasalarında pamuk büyük paralara satılmaya başlandı. Adanalı pamuk çiftçisi de milyonlarca dolar kazandı. Çok zengin pamuk ağaları türedi. Bu dönemde Adana’da 15 – 20 pavyon açıldı. Pavyonlarda İstanbul’dan getirilen konsomatrisler çalıştırıldı. Para Adana’ya yatırım olarak dönmedi ve eğlenceye, gece hayatına, bu konsomatris kadınlara yedirildi. O dönemde bu kadınlarla gelen müzisyenler de bu şarkıyı yaptı.”

Evet, Demirtaş Ceyhun böyle anlatıyor, “Adananın yolları taştan” türküsünün ortaya çıkış hikâyesini, doğru mu değil mi? bilmiyorum. Süreyya Köle ise; mezkûr türkünün en bilinen hikâyesi diye anlattıkları; “19. yüzyılın sonlarında Adanalı Yeğenzade Sadi Bey’e âşık olan Erenköylü Ruhiye Hanım’ın bestesi olan bu türkü o kadar beğenilir ki, dilden dile dolaşmaya başlar.

Saraya kadar ulaşan bu gizli aşktan Ruhiye Hanım’ın Denizcilik Bakanı olan babası rahatsız olur. Çevreye yayılan dedikodular nedeniyle evinde bu türküyü yasaklayarak kızını denetim altına alır.

Saraydan gelen bir telkin üzerine Ruhiye Hanım, Harbiye’yi bitirip Kuleli Askeri Okulunda öğretmen olan Sadi Bey’le sonunda evlenir. Düğünlerinde sabaha kadar “Aman Adanalı” türküsü çalar. Sonraki yıllarda bu türkü notaya uyarlanarak günümüzdeki halini alır.

Ne romantik değil mi? Demirtaş Ceyhun’un gerçekçi, katı yaklaşımından uzak, tam bir şarkı-türkü hikâyesi…”

Peşrev kabilinden, hemen herkesin bildiğini zannettiğim “Adana’nın yolların taştan” türküsü ile girdim, lakin gerçekten öyle mi mezkûr kitabın bu bölümünde enteresan bir başka hikâye var ki ben ilk defa görüyorum. Yazar Süreyya Köse bakın neler yazıyor bu konuda; “ya yalnızca dışkıdan olduğunu iddia edersek? Yolun neden yapılı olduğunu seçemeyeceğimiz kadar at ve diğer pek çok hayvanın dışkısıyla kaplı olduğunu?”

 

Biraz iddialı ve biraz da Adana’yı çaktırmadan ciddi manada ilzam eden bir yaklaşım değil mi? Lakin Yeni Adana Gazetesinin 13 Temmuz 1965 tarihli nüshası da hem haberi hem de dayanağı yazışmaları konu alınca artık konu yeterince sarihtir.

 

“Arabacılar “temizlik işçilerine ücretlerini biz öderiz” diyorlar. Arabacılar şart koşuyor. “Cadde üstündeki apartman helaları, şehir kanalına dökülmesin”

Arabacıların, İl Trafik Komisyonu’nun almış olduğu kararları protesto maksadıyla yapmış oldukları “sessiz yürüyüşün” akisleri devam etmektedir. Hayvanların şehir sokaklarında her gün tonlarca pislik bıraktıklarını, belediye yetkililerinin ifade ettiklerini ileri süren Umum Arabacılar ve Sürücüler Derneği, Belediye Başkanlığına bir açık dilekçe yazarak iş teklifinde bulunmuştur. Dilekçede, temizlik işçilerinin toplayacakları pisliklerin derneğe teslim edilmesi halinde, işçilerin ücretlerinin dernek tarafından ödeneceği, belediyenin de, temizlik işçileri için ödediği ücreti bundan böyle şehir kanalizasyonlarının ıslahı için sarfetmesi istenilmektedir. Dernek Başkanı Sabri Yurtkadı imzalı dilekçede aynen şöyle denilmektedir:

“Belediye Başkanlığına

Adana

Sessiz yürüyüşümüz dolayısıyla hayvanlarımızın günde şehir sokaklarına 30 ton pislik bıraktığını belediyenin yetkili kişilerinin gazetelere verdiği beyanatla öğrendik.

Tarım merkezi olan Adanamızda, çiftçilikle uğraşan vatandaşlarımızın sahte ve bozuk gübrelerle kazıklanmaktan usandıkları hepimizin malumudur. Avrupa malı gübrenin bizim yerli fabrikalardan çıkan tabii gübreden daha namuslu olmadığını halk artık anlamıştır. Namuslu tüccarların satacağı namuslu gübreye hasret çeken çiftçilerimizi de düşünerek, Derneğimizce Başkanlığınıza bir iş teklifi yapıyoruz.

Her gün hayvanlarımızın yollara bıraktığı 30 ton gübre belediye tarafından derneğimize teslim edildiğinde, gübreyi toplayan temizlik işçileri kardeşlerimizin ücretleri derneğimizce ödenecektir. Böylece belediye bütçesi bu kardeşlerimizin maaş yükünden kurtulacaktır.

Yalnız şu şartla ki, temizlik işçilerinden tasarruf edilecek ücret, şehir kanalizasyonuna harcanacak, cadde üstündeki apartmanların helalarının şehir kanalına dökülmesi önlenecektir.

Belediyeniz, uzmanlarının şehir kanalizasyon kapakları önünde bir inceleme yaparak hayvan gübresinin mi, yoksa insan gübresinin mi daha pis kokular saçtığını ve mikroplu olduğunu tetkik etmelerini rica ederiz.

Hayvan gübresi kazancıyla insan gübresinin zararlarını önlemeniz dileği ile iş teklifimizin kabulünü arz ve istida ederiz.” (Yeni Adana Gazetesi 13 Temmuz 1965)

 

Evet, artık bundan sonra yolları taşlık mıdır, değil midir? Nasıl değerlendirecekseniz, size kalmış…

 

Türkünün sözleri ile bitireyim…

Adana’nın yolları taşlık,    

Yok cebimizde beş para harçlık.     

Elden gitti kahpe de gençlik.          

Ağam Adanalı paşam Adanalı,         

Evde duramıyom sana dadanalı.     

Sebebim sen oldun şişman delikanlı.           

Hey güllü hele hele güllü, peştamalı püsküllü

 

Adana'nın yolları taştan,   

Sen çıkardın beni baştan, 

Hem anadan hem kardaştan.          

Ağam Adanalı paşam Adanalı,        

Evde duramıyom sana dadanalı.     

Sebebim sen oldun şişman delikanlı.           

Hey güllü hele hele güllü, peştamalı püsküllü

  Bu yazı 272 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI