Bugun...
SON DAKİKA

MEHMET RUHİ SU

 Tarih: 03-03-2024 10:00:00
RUHİ ÇİLEK

“Ruhi Su” olarak biliyor ve sadece “Ruhi” adı ile ortaklığım var zannediyordum meğerse ortaklığımız “Mehmet” ile de oluşuyormuş. Ben babamın “O Ruhi, sen Ruhi olmaz, ben senin adına bir de Mehmet ekleyeyim” demiş olmasını tercih ederdim lakin bu mümkün olamıyor, olsa idi müthiş bir hikâyem olurdu… Çok güzel bir şey midir bu benzerlikler bilemem lakin yaşadığım birkaç vakayı anlatayım, siz karar verin diyeceğim mecburen…

Bir gün Yurtdışından geliyorum, geldiğim ülke de Rusya, geldiğim ülkeden ne getirebilirim, tabii ki dostlarla birlikte içebilmek ve bir kısım dost için de hediye kabilinden “Votka”… Tabii ki kısıtlana kısıtlana yolcu beraberinde getirilebilecek alkollü içki miktarı 1 litreye kadar düşmüş ve en fazla yanına da alkol derecesi çok düşük olmak kaydı ile bir başka içkiden de 1 litre alınabiliyor… Maalesef ben o gün valizime yerleştirdiğim, yarım litrelik yanlış hatırlamıyorsam da yaklaşık 6 şişe votka ile geliyorum. Ben ne yapayım ihtiyaç o kadar… Bir de Freeshop’tan da 1 litrelik rakı elimdeki poşet içinde, son derece itina ile paketlenmiş votkalar da valizde… Hemen valizi koyduğum xray cihazı çıkışında gümrük görevlileri tarafından durduruldum… Çantayı açar mısınız dediler, açtık… Maalesef 6 şişe çıktı ortaya, bunlar ne sorusuna hediyelik eşya dedim, başladılar gülmeye… Peki, poşet içindeki ne diye sordular ilaveten, o da rakı dedim… Gülüşmeler arasında muhabbet süper bir hale geldi… Mevzuat gereği, getirilen fazladan içkiler için listede belirtilen tutarda ilave gümrük bedeli ödenmesi gerekiyormuş, telaffuz edilen tutara bakıp görevlilere dedim ki, yahu ben bu paraya bunlardan 15 koli alırım orada, siz ne diyorsunuz Allahaşkına… Neyse ofise geçildi, tutanaklar yazıldı… Bir taraftan da, kardeşim bunlar hediye, ben şimdi Çeşme’de arkadaşlarıma ne getirdin dediklerinde ne diyeceğim, siz hiç düşünmüyor musunuz? diye topu sağa sola vuruyorum, ekip sağlam ve tavizsiz… Neyse sonuçta, bir yol bulundu, sağolsunlar ne bir bedel tediyesi, ne bir müsadere muamelesi görmeden karşılıklı tavizsiz ayrılmak üzere idim ki; görevlilerden birisi anladığım kadarıyla biraz da yetkili idi; “Ruhi abi, adının kıymetini bil” diyerek lüzumu dairesinde tebarüz ihdası ile beni azat etti… Adımın bir işe yaradığını görünce de Ruhi Su üstünden içimden olmak kaydı ile ne sevinmiştim, anlatamam… Oysa Ruhi Su’ya neler yapmamıştı ki mezkûr mevzuat ya da mezkûr muktedirler ve onların kraldan fazla kralcı aveneleri, sadece türkü söylediği için… Yurt dışında tedavi olarak ölümden kurtulmasına bile izin vermemiş idi darbeci generaller ve aveneleri… Kolay değil yani mezkûr benzerlik gereği herhangi bir yerden müeyyidesiz yırtmak… Yaşananlara bakınca güler misin ağlar mısın diyeceğim lakin her ikisi de mevzuya tebarüzde eksik kalır vallahi… Sonuçta adaşımız bu koca çınarın ad benzerliği yüzü suyu hürmetine vaka zayiatsız defedildi…

Oysaki Üniversiteye başladığım ilk günlerde güleç ve aydınlık yüzlü sonradan da çok iyi dost olduğum bir arkadaşımın, tanışma faslında adımın Ruhi olduğunu öğrenince, şimdilerde hatırlayamadığım bir şekilde “oooo Ruhi Su” demesi üzerine okulu işgalleri altında tutan gerici-faşist güçler birden dikkat kesilmişti, açıkçası o bakışlardan korkmuş idim o gün, korkumun sonradan da ne kadar haklı olduğumu bana mezkûr muhteremler ispatlayacaktılar, taaa işgallerinin kırılmasına kadar bize çektirdiklerini hiç unutamıyorum… Oysaki “yahu size ne yaptı bu adam” değil mi? Yahu bir adamın adına bile katlanamayanların olması nasıl bir şey… İşte, varsa yoksa sadece kendi zevkleri, kendi düşünceleri, kendi eylemleri kutsal, diğerleri yok edilmesi gereken nüveler diye görüle görüle Canım Yurdumun geldiği nokta…

 

Evet, bu hoş ve hoş olmayan hatıralardan sonra, son günlerde okuduğum, “Füsun Akatlı’nın” kaleme aldığı, muhteşem fotoğraflarla da desteklenen ve güzellenen “Bir de Ruhi Su Geçti” kitabına getireyim konuyu… Bana göre çok hoş yazılmış, fotoğraflanmış lakin çok acılı bir hayatın tam da Yaşar Kemal’in “zilli kurt” deyimine münasip çilesi eksik olmayan hikâyesinin kitabı…

 

“İstanbul Halıcıoğlu Askeri Lisesi’ne gidecektik. Yeniden müzik öğretmen okuluna nasıl gideceğimi düşünmeye başlarken, askeri okula gitme hazırlıklarımız başladı. Doktor kontrolünden geçtik. Göz muayenesinde az görüyormuşum numarası yaptım ama sağlam olduğuma karar verdiler. O ara isimlerimizden dolayı, küçümsendiğimizin farkına varıyorduk. İsimlerimizi değiştirmeyi veya ek bir isim almayı kararlaştırdık. Ökkeş, Durmuş, Cumali, Ali Merdan gibi isimleri bırakarak “kibar” isimlerimizle İstanbul’a Halıcıoğlu Askeri Lisesi’ne geldik. Artık ben, Mehmet Ruhi idim” Evet, artık bu kara çocuk Ruhi adını nasıl alıyor, kendisinden öğreniyoruz. Sonraları bir yolunu bulup Ankara’ya türlü badirelerden geçen bir süreç sonunda Müzik Öğretmen Okuluna geçer… Müzik Öğretmen Okulu üzerine ise Mehmet Ruhi bakın neler anlatıyor. “Ankara’ya gittim ve sınava girdim. Sınavda “ne çalarsın” diye sordular, ben de “morsolar” (parçalar) dedim. “Bir konçerto çal” dediklerinde çok şaşırdım. Bu sözü ilk kez duyuyordum. Müzik imlası ve armoni sözlerini de ilk kez duyuyordum.

Öğretmenlerden biri, sınava hazırlanmam için Vivaldi Sol Majör Keman Konçertosu’nu verdi. Bir arkadaştan ödünç keman buldum. Bir otel odasında gece gündüz çalıştım. Sınavı başarı ile verdim. Ulvi Cemal Erkin’in “Son sınıfa girerse zorlanır, bir sınıf aşağısına girmeli” teklifine, tüm öğretmenler katıldılar.” O sırada soyadı kanunu çıkar, tek hece ve kolay söylendiği için “Su” soyadını aldığını beyan eder.

Bas-bariton Mehmet Ruhi Su artık; “Radyo Programında yer alıp, “Ruhi Su Türküler söylüyor” adlı bir programda onbeş günde bir yer alıyor. Füsun Akatlı şöyle aktarıyor; “Konservatuvarda türküleri dinleyen hocalarından Markovich, “Türk müziğinin bu kadar güzel olduğunun ilk defa farkına varıyorum” demişti”. Lakin sonra ne mi oluyor, bir avuç “iyi saatte olsunlar” devreye giriyor… O gün bu gün değişen bir şey de olmuyor gayri… Dönemin ünlü Sansaryan Hanı her fırsatı değerlendirip Ruhi Su’yu ağırlar… Benim de hala çok sevdiğim “mahsus mahal” türküsü o dönemin eseri imiş…

“Ruhi Su’nun söylediği türkülerin çoğu, alevi deyişleri ve alevi nefesleriydi. Ali İzzet’ten; “Bir Allah’ı tanıyalım ayrı gayrı bu din nedir”, Pir Sultan Abdal’dan; “Gelin canlar bir olalım”, Muhyi’den; “Zahit bizi tan eyleme” gibi nefesler söyleyen Ruhi Su’yu, “Alevi türküleri söylüyor, komünizm propagandası yapıyor” diye susturdular. O dönem, egemen güçler, Alevi nefesleri söylemekle, komünist olmayı eş anlamda algılıyordu. Oysa olay, nefes ve türkülerin, toplumsal içeriğinin şimşekleri üzerine çekmeseydi. Nefesler ve deyişler, ezilen Anadolu nefeslerini, Alevi müziğini geniş halk kitlelerine kararlılıkla duyuran Ruhi Su’dur. O Alevi müziğinde, halkların yıllar süren başkaldırı mücadelesini görmüştür.” Artık, adı katli vacibe çıkmıştır. Mademki, bu türküleri söylüyor demek ki “Komünisttir”. Ne zaman oluyor tüm şebeklikler, 1943-45 yıllarında… Kolaylıkla denilebilir ki; “efendim tek parti dönemi”… Çok şükür ki yaşımız müsait ve çok partili dönemin heybetli saldırılarını da gördük, gözlerimiz hala çok iyi olmamakla birlikte görmeye devam ediyor…

Evet, isim benzerliğinden gelip, kitap üstüne yazdım. Evet, Onun hayatı, benzerlikler içerse de, benimkinin yanında kaya gibi sert ve acımasız bir hayat asıl benimki Su gibi oldu diyebilirim… Mezkûr Dehayı daha da fazlası ile tanımak adına kitap güzel bir kaynak… Bir taraftan Mehmet Ruhi Su’dan; “Çanakkale içinde” ya da “Hayali gönlümde yadigâr kalan” türküsü dinleyin, bir taraftan da mezkûr kitabın sunduğu fotoğrafları görmenin keyfini sürün derim…

 
  Bu yazı 574 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI