Bugun...
SON DAKİKA

BİR YOLUNU MUTLAKA BULUYORLAR

 Tarih: 29-02-2024 11:48:00
YAŞAR EYİCE

*-  ‘İYİ’ DEDİKLERİMİZ!

 

Türk evcil hayvan maması pazarından söz etmeden önce, büyük firmaların sosyal sorumluluk projelerinden söz etmek istiyorum.

Çünkü karşımıza hep ‘iyilik’ adı altında, bir noktada algı operasyonları, sözde ‘Sosyal Sorumluluk Projeleri’ adı altında çıkarılıyor.

Bizler de ‘Ne iyiler!’ diyoruz, üç beş kişiyi görerek…

Birileri güzellikleri hep, nalıncı keseri gibi kendine yontmayı çok iyi biliyor.

Bunlar da nedense hep büyük kazançlar sağlayan firmalar oluyor.

Ben perde arkasını göstermeye çalışıyorum.

Aslında:

Sosyal sorumluluk, sivil toplum kuruluşlarının, kamu ve özel sektörün bir amaç etrafında toplanarak, ortak yaşama yönlenmeleri olarak özetleyebiliriz.

Ya da, sosyal sorumluluk, kişisel çıkarların ve kar amacının dışında insanlık adına güzel şeylerin yapılması ve yapılmasına destek olmak, toplumsal faydayı gözeterek hareket etmektir de diyebiliriz.

Bir tanımlama daha yapayım:

Sosyal sorumluluk, her bireyin ekonomi ve ekosistem arasında bir denge sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği bir çeşit görevdir.

Bunlardan ne anlıyorsunuz?

Tek sözcük ile ‘iyilik’ değil mi?

İyilik de belirtildiği gibi karşılıksız olur ama öyle mi?

Başımdan geçenleri anlatmadan önce konuyu biraz daha açayım:

Sosyal sorumluluğun en önemli amacı toplumsal fayda ve geleceğe umutla bakacak bireylerin yetişmesini sağlamaktır.

Sosyal sorumluluk projelerinin genel konularını, Yoksulluk, Sağlık, Eğitim, Cinsiyet eşitliği, İnsan hakları ve çevre bilincinin oluşturulması, Kadın, çocuk ve hayvan haklarının korunması, Engelli bireylerin topluma kazandırılması gibi konular oluşturur.

Sosyal sorumluluk projesinin başarıya ulaşması, toplumun ihtiyaçları ile örtüşüyorsa genellikle başarılı olur.

Önemli olan toplumun güvenini sağlayarak destek almak için doğru projelerin seçilmesidir.

Kendi toplumunuzun değer yargılarına saygı göstererek oluşturursanız, mutlaka ihtiyaç sahibi insanlara yardımcı olursunuz.

Şimdi geleyim başımdan geçene?

 

*-  BÜYÜK FIRSAT!

 

Zamanını tam anımsamıyorum, Bornova Küçükpark’tan gençlik arkadaşlarım Aynur-Sezgin Can çifti aradı ve ‘Şu özel hastane Sigortalılara Sosyal Sorumluluk Projesi adı altında iki branşta ücretsiz bakıyorlar, randevu alman lazım!’ dediler.

Bu önemli bir fırsattı…

Ben de bir arkadaşıma söyledim ve birlikte randevu aldık.

Fakat, doktorlar bizi paralı araştırma servislerine gönderdiler.

‘Tamam’ dedik mecburen…

Meğer özel hastanelerin durumu, işleyişleri böyleymiş…

Mutlaka paranızı alacaklar ki, işi döndürsünler…

Zaten içinizi bir korku kaplıyor, ‘Acaba bende şu hastalık var mı?’ diye…

Sonra mr. ya da röntgen veya diğer laboratuvar sonuçlarına bakınca özel doktor, içinizi beyninizi rahatlatıyor.

Siz ‘Bedava muayene oldum!’ diye seviniyorsunuz ama öğreniyorsunuz ki, Sosyal Güvenlik sizin için ödemeleri yapmış…

Bedava sirke baldan tatlı ama bu sirke değil aslında kırmızı biber…

Hem de en acısından…

Dikkatimi çekti, aslında Sosyal Sorumluluk Projelerinde en fazlası ‘dostlarımız’ olarak bildiğimiz hayvanlarımız…

Bu nedenle şimdi size ‘Türk evcil hayvan maması pazarından’ söz edeceğim.

Bu konuyu bir süre önce yine irdelemiştim.

 

*- SEVGİDEN FAYDALANILIYOR

 

Türkiye’nin evcil hayvan maması pazarı, evcil hayvanlara yönelik artan sevginin talepte kayda değer bir büyümeye yol açtığı enerjik bir dünya. Yıllık satışların 2022’de 127 milyon doları aştığı ve 2027’ye kadar 300 milyon doları geçeceği tahmin edilen Türkiye’nin evcil hayvan maması sektörü, güçlü bir büyüme yörüngesinde ilerliyor.

Bu talep artışı, evcilleştirilmiş köpek ve kedi nüfusunun sırasıyla yaklaşık 6 milyon ve 1,5 milyona ulaşmasının yanı sıra önemli bir sokak hayvanı nüfusunun da artmasıyla ilişkili.

Kedi ve köpek nüfusunun artması kime yarıyor?

Kendi ifadeleriyle kedi- köpek mamasını elinde tutan kartellere, sanayicilere…

Bir de pazarlayıp satanlara…

Müşteri hazır!

Belediyeler, resmi daireler ve hayvan severler.

Burada bir noktaya dikkat çekeyim;

Resmi açıklamaya göre sokaktaki kedi ve köpek nüfusu da büyük artış gösteriyor.

Sık olumlu ve olumsuz yönleri ile gündeme geldiği için söylüyorum bunun sorumlusu kim?

Tabii ki, görevlerini yapmayan belediyeler… Belediye başkanları..

Hani kısırlaştırmada ve veterinerlik hizmetlerinde üstlerine yoktu..

Hayvan barınakları harikaydı..
Yalan..

Koskocaman Türkiye’de bu işi layığı ile yapan ancak beş altı belediyemiz vardır.

Şimdi tüm Belediye Başkan adaylarının seçim bildirgelerini inceleyin bakın mutlaka ‘sokak dostlarımızdan’ söz ediyor, söz veriyorlardır.

Karşıdan seyirci olan, üretimlerini ve dolayısıyla fiyatlarını da en az beş katı arttıran üreticilerimiz de ellerini ovuşturuyorlar.

 

*- ÜZERİNDE DÜŞÜNÜLMELİ, CİDDİYETLE DURULMALI

 

Toplumsal yaşamın sürdürülebilir olmasının sağlanması, kişilere sorumluluk duygusu aşılaması, ihtiyaç sahiplerinin maddi ve manevi gereksinimlerinin giderilmesinin sağlanması, hassas ve duyarlı bireylerin yetişmesinin sağlanması, toplumsal yaşamda meydana gelen aksaklıkların giderilmesi ve gündem haline getirilerek yardımlaşmanın sağlanması aklı başında her insanımızın üzerinde düşünmesi ve üzerinde ciddiyetle durması gerekenler, değil mi?

Ama bu konuda hangimiz üzerimize düşeni yapıyoruz.

Sadece bu anlattıklarımı paraya, yani randa çevirenleri görüyor ve çaresizlik içinde seyirci kalıyoruz.

Şunu da anımsatayım:

Herkesin seninle aynı imkânlarla dünyaya gelmemiş olduğunu aklına getir.

Herkes sizinle aynı fırsatlara sahip değil.

O fırsatı hiç yakalayamamış ya da o fırsat hiç uğramamış olabilir kendisine.

Bu durumda o kişilere kendinizden küçük fedakârlıklarda bulunarak yardımcı olabilirsiniz.

Zorunlu olarak değil, gönüllü olarak bazı derneklere, sivil toplum kuruluşlarına katılırsak, haksız kazanç sağlayan fırsatçılarla mücadele edebiliriz.

Bu arada ‘anlayana saz, anlamayana davul zurna az’ diyerek sevgili işverenlere de bir çift sözüm olacak;

‘Çalışanlarınızın rızasını almadan, onları fazladan çalıştırdığınız her dakika size haramdır!’

Ve, hele işten çıkarma ya da hakkını vermeme şantajı ile fazladan çalıştırıyorsanız, yaptığınız hem onursuzca bir davranış, hem de yediğiniz, içtiğiniz, zenginliğiniz tümden haramdır.

Bunları yönetim bilimciler yasal olarak bilirler, bir de ‘inanmış’ ama ‘gerçek inançlı’ kişiler, politika gereği olanlar değil…

Şuna da dikkat çekmek istiyorum:

Algı yaratmak, insanları kandırmak için çalışan şirketler, ya da uzmanlar bilimsel olarak şunlara da dikkat ederler:

Kitlenin, demografik ve psikolojik özellikleri dikkate alırlar, destekçilerini belirlerler. Özellikle: Öğrenciler, sivil toplum kuruluşları, şirketlerden destek alırlar, duyuru için iletişim kanallarını seçerler, tabii aynı kaba eden sponsorlar da bulunur, yol haritasını uygulamak için bir de takvim oluştururlar. Sonra da keyifle çaylarını, kahvelerini yudumlarlar.

Yani aldatmak, kandırmak, büyük paralar ve avantajlar sağlamak o kadar kolay değildir.

Bir ürünü de değerinin çok üstünde satmak…

Şunu da ilave edeyim:

En başarılı (!) olanları ses getirenleri genellikle ülkemizin önde gelen holding ve firmalarından çıkıyor.

Televizyonun en çok izlenen yayın saatlerinde reklam kuşaklarında, otobüslerde, billboardlarda, sosyal medya hesaplarında çok başarılı projeler yürütüyorlar.

Başarı ile yürütülen unutulmayan sözde sosyal sorumluluk projelerinin bir kısmı, eminim birçoğunu hatırlayacaksınız ve müzikleri kulağınızda çınlayamaya başlayacaktır.

‘İyi niyetlileri’ bir yana bırakıyorum, çoğu bir verip 10 alacak şekilde kurgulanır…

Bundan benim şüphem yok…

Sözüm ve düşüncem şu;

‘Şüphe ile yaklaşan doğruyu bulur!’

Her söylenene, hatta her gördüğünüze inanmayın, ‘Acaba?’ sorusunu aklınıza getirin…

Aklıma geldiği için şunları da yazmadan edemeyeceğim:

Kurumsal sosyal sorumluluğun yararları özetle şunlar:

Müşteri ve çalışan bağlılığı oluşmasına yardımcı olur, bağış algısı ile perakende satışları artırır, marka itibarı oluşturur ve marka gelişimini sağlar, pazar fırsatı yakalamasına ve rekabet avantajını korumasına destek olur, bağlantılı kurumlar için fayda sağlayarak, iyi niyeti geliştirir…

Bunlar kime yaramaktadır…

Biz tüketicilere, sıradan yurttaşlara mı, zengini daha zengin etmeye mi?

Düşünelim, buluruz…

Bu konuyu ele alan birini hiç gördünüz mü?

İşletmeler rekabet avantajı elde etmek, farklılık yaratmak için sosyal bir misyon da bulmalıdır, işte bu da anlattıklarımın altında gizlenmektedir.

 

*- ÇEŞME’DEN SES GELDİ

 

Milli Eğitimin ÇEDES projesine Türkiye’de kent olarak çıkan İzmir’in Çeşme ilçesi bulunuyor.

Bir başkası yok!

Başta Nermin Ekinci ile bir grup üretken ve bunun heyecanıyla koşuşturan kadınlar var.

Aya Yorgi’de doğa katliamının durdurulmasından tutun da ‘Kadınlar hem konuşuyor, hem üretiyor’ etkinliğine kadar hepsinde başı çekenin Nermin Ekinci olduğunu görüyoruz.

‘Sonsuza kadar Laik bir ülkede yaşamak istiyorum’ diyen İzmirli, Çeşmeli Nermin Ekinci aynı zamanda ‘Kadın Dayanışma Derneği ve gurubunun’ da en etkin üyelerinden…

ÇEDES’e karşı günlerce özellikle sosyal medyada verdiği mücadele film ve kitap konusu olacak değerde diyebilirim.

Belirttiğim gibi bu kadar ciddi bir çalışma yapanı görmedim.

Ama, son zamanlarda muhalefet kanallarında da, ÇEDES kapsamındaki laiklik karşıtı etkinlikler ele alınıyor, gösteriliyor ve de bazı milletvekilleri tarafından TBMM’ye taşınıyor.

Video linklerini herhalde birçok kişi görmüştür.

Bu sabah gördüklerim, okula sokulan maket tabut etkinliği, şaşkınlığımı arttırdı.

Kars Merkez İmam Hatip Ortaokulu’nda ÇEDES projesi kapsamında ‘sabır’ konusunu işlemek için okulda maket mezar kurulduğu ve bir öğrencinin maket mezar başında ağıt yaktığı etkinliği için ne diyeceğimi şaşırdım, donakaldım.

Bilimsel müfredatın yerine dini eğitim modelini benimseyenlere ne diyeceğimi de şaşırdım.

Milli Eğitimin ÇEDES Projesi kapsamında, öğrencilere etkinlik adı altında mezar ve cami temizliği yaptırılmasında merak ettiğim, öğrencilerin onayı ve ailelerinin izni alınıyor mu?

Yazılı izinleri bulunuyor mu?

Yetkilileri ben de uyarmak istiyorum, ülkemizdeki insanlarımızın bana göre en azından yarısından fazlası, bu tür, çağdışı, laiklik karşıtı sözde etkinlikler hoşgörü ile karşılanmadığı gibi sabırları da zorluyor.

Akıl alacak gibi değil;

Küçücük çocuklar sınıfta maket tabut başında annesini kaybetmiş gibi ağlatılıyor. Buna da “sabır testi” deniyor.

Çocuklara Cami, mezarlık temizliği yaptırılıyor.

Sınıfta çocukların şeytan taşlaması isteniyor.

Öğrenciler okul saatinde camiye götürülüyor.

Çocuklarımız pedagojik formasyonu olmayan insanların elinde nasıl bir geleceğe hazırlanıyor?

Bu mudur milli eğitim sistemi?

Türkiye Yüzyılının eğitim vizyonu bu mudur?

Köy Enstitülerinden ÇEDES’in bu garip projelerine doğru gerileyen bir eğitim sistemi sadece bazı tarikatların ve müritlerinin hoşuna gidebilir.

Acaba bizim bilmediğimiz bir şekilde MEB,  laik eğitimden vazgeçip. bilimsel müfredatın yerine dini eğitim modellerine mi geçti?

Ülkemizde eğitim ve öğretimin temel esasları Anayasa’nın 42’inci maddesi ile belirlenmiş ve “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” düzenlemesi getirilmiştir.

Anayasa ile belirlenen bu esaslardan uzaklaştırılamayız, çağdaş, bilimsel ve laik eğitim sistemine darbe vuracak bu tür çağdışı uygulamalar hemen durdurulmalı ve tahkikat konusu olmalıdır.

 

*- İZMİR’DE BİLE

 

Yine yeni öğrendim ve şaşkınlığım iyice arttı:

ÇEDES Projesi kapsamında, İzmir Karabağlar’da müftülük vaizi, bir Anadolu lisesinde ‘Peygamberimiz, İman ve İstikamet’ konulu konferans vermiş, İzmir Buca’da bir manevi danışman öğrencilere konferans salonunda ders vermiş, yine İzmir Bergama’da ortaokul öğrencileri ders saatinde camiye götürülmüş,..

Devam edeyim, anımsatayım:

Tekirdağ, Batman, Ardeşen,  Muş ve daha pek ilde öğrencilere cami ve mezar temizliği yaptırılmış, Bitlis’in Hizan ilçesinde bir ortaokulda öğrencilere, ‘hac ibadetini’ öğretmek gerekçesiyle sınıfa Kâbe maketi kurulmuş ve öğrencilere şeytan taşlama provası yaptırılmış.

Hepsi kayıtlı ve belgeli…

Son olarak, Kars Merkez İmam Hatip Ortaokulu’nda ÇEDES projesi kapsamında “sabır” konusunu işlemek için okulda maket mezar kurulduğu ve bu etkinlik kapsamında bir öğrencinin maket mezar başında ağıt yaktığı basına yansıdı.

Söz konusu etkinlik, okulun sosyal medya hesabından “ÇEDES projesi değerler kulübü ocak ayı sabır temalı etkinliğimiz gerçekleştirilmiştir. Öğrencimiz vefat eden annesine özlemini sabır temasıyla sahnelemiştir” açıklaması ile paylaşıldı.

Benim de merak ettiğim şunlar:

Pedagojik formasyonu olmayan, öğrencilere nasıl yaklaşılacağını bilmeyen kişilerin, özellikle küçük yaştaki öğrencilere ‘ölüm-yaşam' ve "sevap-günah-ceza’ gibi soyut kavramları anlatması çocuklar üzerinde travmatik etkiler yaratmayacak mıdır?

Kars Merkez İmam Hatip Ortaokulu’nda, maket mezar başında yaşamını yitiren anneleri için ağıt yakması istenen öğrencilerin ailelerinin bu etkinliklerden haberleri var mıdır?

Ailelerden çocuklarının bu etkinliğe katılmaları konusunda izin alınmış mıdır?

Aynı şekilde, ÇEDES Projesi kapsamında öğrencilere mezar ve cami temizliği yaptırılması etkinliklerinde öğrencilerin onayı ve ailelerinin izni alınmış mıdır?

Gelişme çağındaki öğrencilerine mezar ve cami temizliği yaptırılmasının, çocuklarının akademik, ruhsal ve bedensel gelişimine katkısı nedir?

Herhalde bu merak ettiklerimin yanıtını hem uzmanlar, hem aileler, hem de bakanlık yetkilileri açıkça yanıt verirler.

Böylece doğruyu buluruz…

 

*- İŞVEREN YENİ DÜZENLEME BEKLİYOR

 

Türkiye uzun yıllardır mevcut istihdamı korumak ve istihdamda artış sağlamak için birçok teşvik ve vergi düzenlemesi gerçekleştirse de yaşanan maliyet artışları sebebiyle 2024’ün işverenler açısından zorlu geçmesi bekleniyor.

İş dünyası, yapılacak yeni düzenlemelerle işverenin yükünün hafifletilmesini istiyor.

Tüm dünyada ekonomide yaşanan dalgalanmalar, işverenin uzun dönemli planlama yapmasını güçleştiriyor.

Özellikle 2011 yılı ve sonrası istihdam teşvikleri konusunda önemli adımlar atılmış olsa da iş dünyası ve ekonomi uzmanlarının, mevcut teşviklerin artan talepleri karşılamak için artık yeterli olmadığını belirttiğine dikkat çeken işverenlerin bir sözcüsü dün şu açıklamayı yaptı:

‘TÜİK verileri incelendiğinde 2023 yılının son çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre istihdam edilenlerin sayısının 195 bin kişi artış gösterdiği görülüyor.

2024 yılında aynı artışın devam edebilmesi için işverenlerin en büyük beklentilerinden biri, SGK ve vergi alanında yeni teşviklerin hayata geçirilmesi’

Bu ifadenin anlamını kendileri de açıklıyor ama ben üstünü basarak, yazayım:

‘Ekonomik belirsizliklere karşı işverenleri destekleyecek yeni teşvikler ve politikaların hayata geçirilmesine ihtiyaç var. Bu durum mevcut istihdamın korunması ve istihdam artışı sağlanabilmesi için elzem!’

Bunlara koskocaman bir ‘Yuh!’ çekmek lazım!

Doymak da durmak da bilmiyorlar…

‘Rabbena hep bana!’ diyorlar…

Ürünlerine her gün zam yapıyorlar…

Hali vakti yerinde olanlardan, bir değil belki de beş yıllık ürünlerini satıp, karlarına 10’a katlamış durumdalar…

Devletin verdiği teşvikleri kullandıkları gibi neredeyse hiç vergi vermeme gibi bir çalışmanın de içindeler.

Düşünsenize İzmir’in Çeşme ilçesindeki bir lokantacı, vergi verenler listesinde ilk 100’e girdi.

Anlı şanlı firmalar, şirketler, iş adamları nerede?

Sosyal projeler ve teşviklerle mi ilgileniyorlar, yani ‘İyilik’ için mi, kendileri için mi koşuşturuyorlar?

 

*- NEYİ DÜŞÜNÜYORLARMIŞ

 

Ağlamayı çok iyi bilenlere göre,  ‘Artan maliyetler işvereni düşündürüyor!’

Geçtiğimiz yıl istihdamda yaşanan büyüme, bu alandaki potansiyeli gözler önüne serdi.

Fakat 2023'ün ardından ekonomik belirsizliklerin artmasıyla birlikte işverenler, bütçe planlamalarında zorlanmaya başladılar.

Özellikle asgari ücret artışı ve nitelikli istihdam teşviklerinin kaldırılması, işverenlerin maliyetleri üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor.

Bu duruma hızla bir çözüm bulunmasına ihtiyaç var.

Peki bu nasıl olacak?

Teşvik alacaklar, vergileri silinecek…

Peki bu teşvikler neler?

Prim teşvikleri, sigorta primi işveren hissesi desteği, genç işsizlerin istihdamına yönelik teşvikler, engelli istihdamına yönelik teşvikler ve yatırım teşvikleri ilk aklıma gelenler…

Dediklerine göre, işgücü maliyetlerindeki artış, işverenlerin 2024 bütçe planlaması üzerinde olumsuz bir etki oluşturuyor.

Patronlar o kadar akıllı ki, yolunu bile bazen gösteriyor, şimdilerde olduğu gibi;

İŞKUR’un İşsizlik Sigortası Fonu Bülteni'nde yer alan verilere göre, 9 Şubat 2024 itibarıyla Fon Varlığı 202 milyar 714 milyon 190 bin liraya ulaştı.

Bu fonun, SGK ve vergi alanında sağlanacak yeni teşvikler için kullanılması oldukça önemli.

Verilecek teşviklerin, maliyet avantajı sağlama, istihdamı destekleme ve ekonomik büyümeye katkıda bulunma potansiyeline inanıyorlar!

Ne kadar akıllılar değil mi?

 

*- YÜRÜRLÜKTEKİNİ BİLE BEĞENMİYORLAR

 

Bu yılın başında 2025 sonuna kadar uzatılan ve kamuoyunda 06111 teşviki olarak bilinen Genç, Kadın ve Mesleki Belge Sahibi Olanların İstihdamına Yönelik Teşvik 2011 yılında yürürlüğe girmişti.

Fakat her sigortalı için yalnızca tek bir işyerinde yararlanma şartı olması nedeniyle şöyle diyorlar:

‘istihdama katkı aşamasında işlevselliğini yitirdiğini düşünüyoruz!’

Bu arada ağızlarından kaçırdıklarından anlıyoruz;

‘Tasarruf tedbirleri’ ve ‘Doğrudan kazanç’ yoluyla kâr hanelerine yazdıkları milyarları atlıyorlar.

Tasarruf tedbirleri dedikleri, işine bir şekilde tazminat vermeden çıkardıkları…

Doğrudan kazanç dedikleri de anlattıklarımın bir kısmı..

 

*-  ‘100. YILIN ÖYKÜSÜ, ŞİİRİ’ YARIŞMASI

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Cumhuriyet’in kurucu değerlerine ithafen düzenlediği “100. Yılın Öyküsü, Şiiri” adlı ulusal öykü ve şiir yarışmasında dereceye girenler açıklandı.

Tarihi Asansör Ceneviz Salonu’nda bir araya gelen seçici kurul, gün boyu süren titiz değerlendirme sonucunda nihai sonuçları belirledi.

Barış İnce, Bekir Yurdakul, Handan Gökçek, Hülya Soyşekerci ve Nalan Barbarosoğlu’ndan oluşan öykü seçici kurulu “Karne Günü” adlı eseriyle İstanbul’dan yarışmaya katılan Başak Baysallı’yı oy birliği ile birincilik ödülüne değer gördü.

“Mektuplar ve Yıllıklar” adlı öyküsü ile yarışmaya Ankara’dan katılan Kumru Alpaydın ikinci, “Hüzzam Taksim ve İki Kuşaktan Şarkılar” adlı öyküsü ile yarışmaya İzmir’den katılan Sema İşisağ Üçüncü ise üçüncü oldu.

Ayşe Burhan Aytekin, İlkay Yılmaz ve Anıl Çetinel Örselli ise mansiyon ödülüne değer görüldü.

 

*- ŞİİR ÖDÜLLERİ DE SAHİPLERİNİ BULDU

 

Betül Dünder, Bilsen Başaran, Duygu Kankaytsın, Haydar Ergülen ve Tuğrul Keskin’den oluşan şiir seçici kurulu ise “Sıradaki Cumhuriyet İşçilere Gelsin” isimli şiiriyle yarışmaya Eskişehir’den katılan Birtürk Özkavak’ı birinciliğe layık gördü.

“Yorgun Kıraç” isimli şiiriyle yarışmaya Erzurum’dan katılan Yaşar Bayar ikinciliğe, “Kırıkları Utangaç Gururu Mermer” isimli şiiriyle Samsun’dan katılan Dolunay Ünal ise üçüncülüğe hak kazandı.

Merve Evren, Nevzat Konşer ve Figen Savi ise mansiyon ödüllerinin sahipleri oldu.

Öykü kategorisinde “Cumhuriyet ve Kadın”,  şiir kategorisinde ise “Cumhuriyet ve Özgürlük” temasıyla düzenlenen ulusal katılımlı yarışmaya 57 kentten 412 katılımcı 438 eser ile başvurdu.

Her iki kategoride de birincilik ödülünün 20.000 TL, ikincilik ödülünün 15.000 TL, üçüncülük ödülünün ise 10.000 TL olarak açıklandığı yarışmada, mansiyon ödülüne hak kazanan 3’er yarışmacıya 10 ciltten oluşan "Geçmişten Günümüze Kurtuluşun 100. Yılında İzmir Kitap Dizisi” armağan edilecek.

Öykü Kategorisi

Birincilik Ödülü: Başak BAYSALLI (İstanbul) – Karne Günü

İkincilik Ödülü: Kumru ALPAYDIN (Ankara) – Mektuplar ve Yıllıklar

Üçüncülük Ödülü: Sema İŞİSAĞ ÜÇÜNCÜ (İzmir) – Hüzzam Taksim ve İki Kuşaktan Şarkılar

Mansiyon Ödülleri

Ayşe BURHAN AYTEKİN (İstanbul) – Muhtarlı

İlkay YILMAZ (İzmir) – Eşlikçiler

Anıl ÇETİNEL ÖRSELLİ (Ankara) –  Omuz Omuza

Yayımlanmaya Hak Kazanan Eserler

Hakan YAŞAR (İstanbul) – Yüzyılın Postası

Mehmet Murat MIHÇIOĞLU (Kayseri) –  Ata Kızı

Murat ÇAĞLAR (Antalya) –  İzmirli

Namık BUDAK (Bursa) – Gitmek mi Zor

Sevil YILMAZ (İstanbul) – Önemli Bir Gün

Utku ERİŞİK (İzmir) – İnan

Şiir Kategorisi

Birincilik Ödülü: Birtürk ÖZKAVAK (Eskişehir) – Sıradaki Cumhuriyet İşçilere Gelsin

İkincilik Ödülü: Yaşar BAYAR (Erzurum) – Yorgun Kıraç

Üçüncülük Ödülü: Dolunay ÜNAL (Samsun) – Kırıkları Utangaç Gururu Mermer

Mansiyon Ödülleri

Merve EVREN (İzmir) – Söz Benim

Nevzat KONŞER (Bursa) – Bir Buket Taze Gül Gibi

Figen SAVİ (İstanbul) – Bir Güz İhtişamı

Yayımlanmaya Hak Kazanan Eserler

Aysel KAYMAZ (Adana) – Benim Adım Cumhuriyet

Çidem ÇİÇEK (Ankara) – Küçük Kadın

İbrahim ŞAŞMA (Karaman) – Kanat Seslerinde Cumhuriyet

Murat ÇALIK (Kocaeli) – Monark’ın Ölümü

Murat KOÇAK (Konya) – Çoban Mehmet’in Rüyası

 

 

 

  Bu yazı 825 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI