Bugun...
SON DAKİKA

YİNE BİR MUAVİN AMA TÜRK DEĞİL...

 Tarih: 19-04-2024 08:29:00
YAŞAR EYİCE

*- YENİ Mİ ÖĞRENDİLER

 

Yönetimleri değişen belediyelerde, binalara büyük bez afişler asılıyor.

Önceki yönetimlerin bıraktıkları borçlar halka duyuruluyor.

Güzel bir uygulama…

Ama;

Önemli olan, hizmet!

Önce belediye başkan aday adayları arasından, sonra da diğer partilerin adayları arasından sıyrılarak, daha fazla oy alarak belediye başkanı seçilen ‘sıkıntıları, borçları, karşılaşacağı olumsuzlukları falan’ bilmiyorlar mıydı?

Geçin bunları…

Sorunlar nasıl aşılır?

Bunları yaşama geçirin…

Yapılan doğru…

Önce gelir gider tablosu ele alınır.

Sonra personel listeleri incelenir…

Eksik ve fazlalıklar ortaya çıkar…

‘Tebrik faslı’ biter bitmez, bence o bez afişler de indirilip, ‘Yapılacaklar’ halka duyurulmalıdır…

Yarına, güzel, aydınlık, ferah, bolluk içinde, bereketli günlere gidilmeli…

Öncelikle her mahalledeki kreş ve anaokulları sorunu çözülmelidir.

Zor bir iş değil…

Mahalle esnafı ve durumu iyi olanlar da destek verebilir…

Böylece çocuklar ‘gerici’, ‘aldatıcı’, daha doğrusu algı yaratıcı kişilerin ellerinden kurtarılır.

‘Devlet’ olarak kabul ettiğimiz Belediyeler sayesinde ‘resmi’ bir şekilde çocuklar güvenli ellere teslim edilmiş olur…

Atatürkçü nesiller yetiştirilmiş, bazı tarikatların ellerine daha filiz iken düşmemiş oldukları gibi, anne ve babalar da huzur içinde işlerine giderler.

Yavruları emin ellerde olacaktır.

Eldeki tüm imkânlar çocuklarımız için kullanılmış olur.

Halk hareketi de böylece belediyeler tarafından yaşama hızla geçirilmiş olur.

Daha önceki birkaç göstermelik ve belli kişileri için özellikle yapılmış ana okulu ve kreşleri saymaya değer bile bulmuyorum.

Önemli olan sıradan, sadece seçim zamanı oyları dışında düşünülmeyen resmi yerler dışında çalışan anne ve babalar, yani torpili olmayan sıradan insanlarımızın düşünülmesini diliyorum.

 

*- KEYFİMİZİ KAÇIRDI

 

Tüylerimizi ürperten bir haber şöyle:

Bilimsel rapora göre; İzmir’in AKP’den CHP’ye geçen uzak ilçelerinden Kiraz’da, yeraltı suları, olması gerekenin yüzlerce kat üstünde toksik metal içeriyor

Uzmanlar, yüksek toksik metalin sulama, hayvancılık, süt ve gıda endüstrilerinde keyfi kullanımının kanserden tiroid tümörlerine çok sayıda hastalığa yol açtığını vurguluyor.

Meyve-sebze üretiminin yanında patates, pamuk, tütün, mısır, zeytin, incir, kestane gibi tarımsal ürünlerin yetiştirildiği, seracılık ve hayvancılığın yapıldığı Kiraz ilçesinin yeraltı suyundaki toksik metal kirliliği Doç. Dr. Melis Somay Altaş’ın yürüttüğü bilimsel araştırma ile belirlendi.

Yüksek toksik metal kirliliğinin sulama ve hayvancılık, süt ve gıda endüstrilerinde keyfi kullanımının insan sağlığını tehlikeye atan kanser, endokrin bozucular, tüberküloz, tiroid tümörleri, guatr, nörolojik ve kardiyovasküler hastalıklara yol açtığına dikkat çekildi.

Bilimsel çalışma, terk edilmiş bir madenin çevresinde yapıldı.

Hani ‘madenlerin gerekliliğinden’ söz edenler var ya, onlara bu haberi ithaf ediyorum.

 

*- İZMİR’E TEHDİT

 

Yıllardır yazılıp çiziliyor;

İzmir’in Aliağa ilçesi ‘Savaş atıklarının çöplüğü mü?’ diye…

Alağa’daki ‘Gemi Söküm’ tesislerinin, İzmir’e tehdit olduğunu savunanlar da var.

Yıllar önce birkaç kez gitmiş, röportajlar yapmıştım.

Bu işin uzman işçileri Asya ülkelerinden getirtiliyordu…

Yani bir Türk varsa, 10 Asyalı çalışıyor, hem de çok yüksek ücret alıyorlardı.

Şimdiki durumu bilmiyorum…

Belki de onların yerlerine Suriyeliler almıştır.

Çünkü;

Avrupa’dan verilen maddi destek içeren anlaşmalarda mutlaka ‘Yabancı işçi,  Suriyeli ya da Afrikalı ve Asyalı’ çalıştırma şartı bulunuyor.

Nedeni basit;

Avrupa yabancı sığınmacıları, kaçakları, göçmenleri böylece önlemek istiyor.

İddiaya göre; Aliağa’ya söküm için gelen gemilerin isimleri değişiyor ama yarattıkları tehlikeler kesinlikle değişmiyor.

Konunun tekrar kızışması; İtalyan donanmasına ait, hurdaya çıkan, savaş gemileri, denizaltılar, fırkateynler Aliağa’ya getirilip sökülüyor, olması. Halkın tabiriyle jilet oluyor. Ama eski yapı oldukları için asbest ve sağlığa zararlı kimyasallar içeriyorlar, özetle.

Bu nedenle de Asya ülkelerindeki, çok daha büyük ve donanımlı gemi söküm merkezleri de bu, tehlike saçan gemileri çok daha büyük paralara rağmen, yanlarına bile sokmuyorlar.

 

*- AMAN AMAN!...

 

Merkezi Aliağa’da olan Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Derneği var.

Başkanı da Kamil Önal adında bir girişimci.

Anımsıyorum, daha önceki yıllarda da benzer olaylarda açıklamalar yapmış, sadece ben ve bir iki medya kuruluşu bunlara ‘söz hakkı’ vermişti.

Yine suçlamalar yapan, Gemi Geri Dönüşüm Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kamil Önal şöyle diyor:

‘Son günlerde bazı basın yayın organlarında sektörümüzle ilgili habercilik ettiğine uymayan yayınlar yapıldığı muşahade edilmiştir. Bilgi eksikliği yahut maksatlı olduğunu düşündüğümüz bu ve benzeri haberlerin tekrar etmemesi temennimizdir.

Tesislerimizde, insan sağlığını etkileyecek ve çevreyi tehdit edecek başta Asbest olmak üzere her türlü atık süreçlerinde ilgili yasal mevzuatlara titizlikle uyulmaktadır.

Ülkemiz ekonomisine büyük katkısı olan sektörümüzün yan sanayisi ile birlikte binlerce insanı istihdam ettiği unutulmamalıdır.’

15- 20 yıl önce böyle açıklama yapanları ‘Aba altından sopa gösteriyor’ şeklinde yorumlardık.

Yine ilk çalışma izni verildiğinde rahatça girilip söyleşiler yapılırdı.

Şimdi kapısından bile geçmenize izin veriliyor mu, bilmiyorum.

Acaba bilgi almak için bir yetkili bulunuyor mu, onu da bilmiyorum…

Kağıt üzerine yazmak kolay önemli olan bunların yaşama geçirilmesi…

Demek ki, o kadar uzman, hatta Büyükşehir Belediye Başkanı bile ‘yalan’ söylüyor, gemi sökümüyle ilgilenen sanayiciler doğru söylüyor.

Ben bunu çıkardım.

Çünkü medya mensupları, haberciler herhalde akıllarından geçenleri yazmıyorlar, uzmanlar da bilimden uzaklar!

 

*- ACABA

 

Reyhan Pütün, ‘Nasıl geri zekâlı olduk?’ sorusunun yanıtını göndermiş.

Okuyunca, sosyal medyada yıllardır dolaşan, beni her okuduğumda hem güldüren hem düşündüren bir alıntı olduğunu gördüm.

Bilmeyen varsa biraz da onlar düşünsün, ya da ‘gülsün’ diyerek paylaşıyorum.

Belki sinirlerinizi biraz gevşetir!

 

*- SOYLARINI KİBRİT SUYU!

 

Yazının girişi şöyle başlıyor, ‘Milyonlarca yıl süren evrimden sonra, gelişimini 50.000 yıl önce tamamlayan insanoğlu; beyin ve zekâ olarak genetik değişimine uygun hızla evrilseydi şu anda galaksiler arasında seyahat ediyor olabilirdik.’ denilerek başlıyor ve tarihten örnekler vererek devam ediyor:

‘Eski Krallık döneminde Mısır’da fizikçi ve gök bilimci Kamose-Menes, anıt mezarların ve piramitlerin ölümden sonra, oralara gömülen kimseyi canlandırmayacağını söylediği için öldürüldü.

Soyu devam etmedi.

Antik Mısır'ın diğer bir filozofu Amentebat 'insanları mumyalayarak öbür dünyaya gönderemezsiniz' dediği için ailesi ile birlikte yok edildi.

Soyu devam etmedi.

Romalı Flavus Lucretius Claudius, matematikçi, gökbilimci ve filozof; Roma Tanrı’larının masal olduğunu söylediği için katledildi.

Soyu devam etmedi.

Yunanlılar, devrin en büyük filozofu Sokrates'i 2500 yıl önce Yunan tanrılarına inanmadığı için öldürdüler.

Soyu devam etmedi.

İtalyan filozof, rahip Giardano Bruno ‘kapalı evren’ görüşünü ilk reddedenler arasındaydı. ‘Dünya güneş etrafında dönüyor’ dediği için Kilise tarafından Roma'da diri diri yakıldı.

Soyu devam etmedi.

Ortaçağda sadece Avrupa engizisyon mahkemelerinde 50.000 aydın, düşünür, filozof, sanatçı yakıldı.

Soyları devam etmedi…

 

*- HESAPLARA GÖRE

 

Yani, bu anlatıma göre;

‘Paleolitik çağdan itibaren son 40.000 yılda istatiksel olarak sayıları 143 milyon olarak hesaplanan üstün zekalı insan; ‘dinlere, tanrılara, dogmalara, tabulara, masalara’ inanmadığı için katledilmiş ve hiçbirinin soyu devam etmemiştir.

Soyları devam etseydi bugün dünya insan popülasyonunun %5’i değil %35'i üstün zekâlı olacaktı…’

Devam edelim, öyle olunca;

‘Endülüs ve İskenderiye kütüphaneleri ve daha niceleri yanmamış olacaktı.

Bilim, sanat, felsefe üreten değerli insanlarla birlikte, bugün fosil yakıt kullanmadan daha temiz bir dünyada daha mutlu bir şekilde yaşıyor olacaktık.

Bizim de zekâ seviyemiz bugünkü aptal halimizle kıyaslanmayacak kadar yüksek olacaktı…’

Devamını sanki önceki Kayyum olan Kaymakam kaleme almış gibi;

‘Akşam sokağa çıkınca birbirinize bakın ve bilin ki hepimiz geride kalan düşük zekalı insanların torunlarıyız.’

Ama o bunu yazamazdı;

‘Akıllı, üstün zekalı nesil tarih boyunca yobazlar tarafından öldürüldü. Akıllı ve zeki insanların genleri yok edildikleri için aktarılamadı, geriye doğal olarak biz kaldık… ‘

Tabii ki bu son yazdıklarım ‘şaka’ güldürmek için ilave ettim…

 

*- TEBRİK MESAJLARI

 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ı, büyükşehir belediye başkanı seçilmesinin ardından dünyanın önde gelen şehirlerinin belediye başkanları ve kurumlarının temsilcileri kutladı.

Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Viyana Belediye Başkanı ve Valisi Michael Ludwig, Barselona Belediye Başkanı Jaume Collboni Cuadrado, Atina Belediye Başkanı Haris Doukas, Midilli Belediye Başkanı Panagiotis Christofas, Volgograd Belediye Başkanı Vladimir Marchenko ve KKTC Girne Belediye Başkanı Murat Şenkul Başkan Cemil Tugay’ı ilk tebrik eden belediye başkanları oldu.

 

*- KARABAĞLAR’DAKİ 58 MAHALLE MUHTARI

 

 

Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay, Karabağlar’daki 58 mahalle muhtarı ile bir araya geldi.

Başkan yardımcıları Burcu Ugantaş ve Elvin Sönmez Güler ile birlikte Karabağlar Belediye Meclisi Mahalle Komisyonu üyeleri Fırat Eroğlu, Osman Sarı, Ayhan Uzunay, Selami İyier, İnan Karakoyun ve Muhtarlık İşleri Müdürü Cemalettin Can’ın katıldığı ilk toplantıda, gelecek hafta kutlanacak olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı hakkında konuşan Kınay, “Türkiye Cumhuriyeti’ni laik, aydınlık geleceğine ilişkin çocuklarımızla, gençlerimizle ve kadınlarımızla bu ülkenin hak ettiği geleceğe ulaşmak için 100 yıl önce verilen mücadeleyi hiç unutmamak gerekiyor. Bizler bu 100 yıllık mücadele öyküsünün bir parçası olarak bugün bu koltuklarda oturup bu konuşmaları yapabiliyoruz. Bununla birlikte Gazi Mustafa Kemal Atatürk mücadele arkadaşlarına saygı ve minnetimizi sunuyoruz” dedi.

 

*- YAZIP YAZMAMAKTA KARARSIZDIM

 

Ara başlıkta belirttiğim gibi, yazıp yazmamakta kararsızdım.

Nasılsa haberlerde duyarsınız…

Ama benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta, artık her yerde, her işletmede Türklerden çok yabancıların çalışması ve çalışma imkanı bulması.

Tabii ki bunların başında son zamanlarda Suriyeliler geliyor.

Bizim çocukluğumuzda ‘yetmişyedibuçuk millet’ deniliyordu, kızıldığı zaman.

Sabah saatlerinde İstanbul’un en lüks lokantalarından birinin kaçak olduğunu ve kaçak denilen yabancı kimlikli kişilerin çalıştığını duydum.

Az önce ise Fethiye’den Adana’ya giden bir şehirlerarası otobüs firmasının yine ‘kaçak muavin’ çalıştırdığını ve bir genç kadını tacize yeltendiğini…

Her yerde bunlar…

Nasıl oluyor?

En iyisi haberi paylaşayım, biraz da siz düşünün;

 

*- TACİZ ANLARINI İFŞA ETTİ

 

Şehirlerarası otobüslerdeki muavin taciz skandalına bir yenisi daha eklendi.

Adana’daki ailesinin yanına gitmek için yola çıkan 26 yaşındaki Kardelen Bark, bindiği yolcu otobüsünde yabancı uyruklu muavin tarafından tacize

Olay, 11 Nisan günü saat 21:00 sıralarında Fethiye-Adana seferini yapan 07 HGA 47 plakalı şehirlerarası yolcu otobüsünde gerçekleşti.

Otobüsün yola çıkmasından 40 dakika sonra yaşanan olayda muavin, Kardelen Bark'ın arkasındaki koltuğa geçerek tacize başladı.

 

*- GÖZÜNE KESTİRMİŞ

 

Kardelen Bark, olayı şu sözlerle anlattı:

"İlk önce saçımda bir el hissettim.

En arkanın bir önünde oturuyordum. Sonrasında saçımı toplayıp kenara aldım, yanlış anlıyorum diye düşündüm. 30 saniye kadar sonra arka koltuğun arasından bana bir el uzandı ve kalçama dokundu.

O anın şokuyla biraz irkildim ve acaba uyuyor da kolu mu düştü, bir şey mi oldu diye idrak edemedim.

Sonrasında elini çekti ve tekrar uzattı elini.

Eli sürekli aranıyordu.

O zaman dedim ki hayır bir yanlışlık yok bunda, ancak yine de olayın şokunda olduğum için bir tepki veremedim.

Ne bağırabildim, ne de başka bir şey yapabildim.

O an kalakaldım ve fotoğrafını çekip erkek arkadaşıma gönderdim fotoğrafı. Erkek arkadaşım beni ısrarla arıyor fakat açamıyorum korkudan, arkamdan duyar ve bir şey mi olur diye.

Nedense şoka girdim, normalde ses çıkaracak bir insanım ama o anın şokuyla ne yazık ki olmadı."

 

*- ÖNCE ÖN KOLTUK

 

Kardelen'in erkek arkadaşının otobüs firmasına ulaşmasının ardından diğer muavinin yanına gelmesiyle çektiği taciz fotoğrafını göstermesi üzerine yetkililer tarafından otobüsün ön koltuklarından birine oturtuldu. Otobüs Antalya'ya varınca, otogarda polislerin karşıladığı Kardelen Bark, karakola giderek tacizciden şikayetçi oldu.

Kardelen Bark, yaşadığı olayın ardından şu sözleri dile getirdi: "Türkiye'de kaydı yok. Ben anlamıyorum bu kadar büyük bir firmada nasıl böyle bir insan çalıştırabiliyorlar. Bizim psikolojimizi bozmaya nasıl bu kadar hak tanıyabiliyorlar. Bu nasıl bir rahatlık. Benim de aklım almadı önce zaten, bu kadar kalabalığın içinde nasıl yapabilir, bu nasıl bir cesaret. Ama demek ki hiçbir yaptırım uygulanmadığı için bunlara o cesaretle bizi toplum içerisinde taciz etme şansını kendilerinde görüyorlar."

 

 

 

 

 

  Bu yazı 1381 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI